☃️ Allahın Vücut Sıfatı Ile Ilgili Ayetler
EsmaülHüsna Anlamları Ve Faziletleri, bu yüce Allah'ın isimlerini gönülden ve büyük huşu ile zikreden kişilerin istekleri ve dileklerini Cenab-ı Hak yerine getirir.Esmaül Hüsna Allah'ın isimleri o kadar yücedir ki, güç, şifa bulmak, merhamet, imanlı ölmek için, rızk kazanmak ve daha pek çok şey için Allah'ın bu güzel isimlerini zikretmek gerekmektedir.
Evrendekidüzeni (fizik yasalarını) bozan ve Allah’ın buna uymak zorunda olmadığına işaret eden böğüren buzağı heykeli. Allah kelamındaki matematiksel düzeni bozan 19 mucizesi ve Allah’ın buna uymak zorunda olmadığına işaret eden o iki ayet. Samiri’nin sunduğu gerekçe: Onların görmediğini gördüm, elçinin
İnsanınkendi nefsini bilebilmesi için her şeyden önce yedi tavırdan yani yedi ruhsal yükseliş mertebesinden sıra ile geçmesi gereklidir. Bu mertebeler şunlardır: BİRİNCİ RUHSAL YÜKSELİŞ. İnsan iki şeyden bireşiktir: ruh ve beden.
Kuran - Allahın Hadisi AllahinHadisi. 13. RA’D Suresi , Medine'de Nazil Olan Bu Sure 43 Ayetten Oluşmaktadır. 1. Elif, Lâm, Mîm, Râ. İşte bu kitabın ayetleridir. Rabbinden sana indirilen bu Kuran, hakkın ta kendisidir. Fakat insanların çoğu bu gerçeğe iman etmiyorlar. 2/100 - 6/12 - 8/55 - 11/17.
1 Allaha inanmak 2- Meleklerine inanmak 3- Kitaplarına inanmak 4- Peygamberlerine inanmak 5- Ahiret gününe inanmak 6- Kadere inanmak ve İyilik ve Kötülüğü Allahın yarattığına iman etmek. İSLAMIN ŞARTLARI: 1- Şehadet kelimesini söylemek 2- Namaz kılmak 3- Oruç tutmak 4- Zekat vermek 5- Hacca gitmek GUSLÜN FARZLARI: TEYEMMÜMÜN FARZLARI:
F Esmai Sıfatlar ; Esma’ül Hüsna, Yüce Allah’ın güzel isimleridir ki; bu isimlerin tecellileri mahlukatta bulunmakla beraber mahiyeti tamamen Allah(cc)’a aittir.Keyfiyeti bilinmez, ayet ve hadislerle sabit oldukları için bu sıfatlara da iman etmek vaciptir.Bu isimlerin manalarının bir kısmı, mahlukatta bazılarında bulunur.
BuradaEhlibeyt mektebi ile ehli sünnet mektebi arasında bir fark bulunmaktadır. O da şudur ki Şia’da Kur’andan tam bir sure okunmalıdır. Ayet veya ayetler yeterli değildir. Örneğin, İhlas suresi, Asr Suresi, Kevser Suresi, Kadir Suresi okunabilir. İmamlık hakkında zikredilen sıfatlar, imamlığın sıhhatinin şartı
9Isda. İsmin çoğulu olan “esmâ” kelimesi ile “en güzel” anlamındaki “hüsnâ” kelimesinin oluşturduğu bir sıfat tamlaması olan “esmâ-i hüsnâ”, “en güzel isimler” anlamında Yüce Allah’ın bütün isimleri için kullanılan bir terimdir. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O’na mahsustur.” Tâhâ, 20/8; “…En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir.” Haşr, 52/24 Allah Teala’nın Kur’an’da ve sahih hadislerde geçen pek çok ismi vardır. Kul bu isimleri öğrenerek Allah’ı tanır, O’nu sever ve gerçek kul olur. “En güzel isimler Allah’ındır. O hâlde O’na o güzel isimlerle dua edin…” Arâf, 7/180 buyrularak, Esmâ-i Hüsnâ ile dua ve niyazda bulunmamız istenmiştir. “De ki İster Allah deyin, ister Rahmân deyin, hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler ona aittir.” İsrâ, 17/110 Esmâ-i Hüsnâ ile ilgili olarak Buhârî ve Müslim`de “Allah`ın 99 ismi vardır. Kim bunları ezberlerse îman eder ve ezbere sayarsa Cennete girer.” buyurulmuştur. Tirmizî, İbn-i Hibban ve Hâkim’in bu konudaki rivâyeti ise, şöyledir “Kim bunları Esmâ-i Husnâ`yı mânâlarını anlayarak sayar, bunlarla Allah`ı zikrederse Cennete girer.” Allah’ın güzel isimleri Esmâü’l-Hüsnâ / Esmâ-i Hüsnâ ile ilgili İbn Kesir tefsirinde, Buhâri ve Müslim’in Ebû Hureyre Radıyallahu Anh’den naklettikleri bir hadis-i şerifte Peygamberimiz Aleyhissalâtu vesselâm’den şöyle buyurduğu rivâyet ediliyor Yüce Allah’ın bir eksiğiyle yüz ismi vardıryani doksan dokuz. Kim onları sayarsa cennete girer. O tektir, tek i sever. Allah’ın 99 ismi ve anlamları اَللّٰهْAllahVarlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan zâtın husûsî ve en kapsamlı ism-i şerifi. اَلرَّحْمٰنُer-RahmânBütün mahlûkâta merhamet eden, hepsine de nîmetler veren. اَلرَّح۪يمُer-RahîmPek ziyâde merhamet edici, bilhassa mü’minlere rahmet eden. اَلْمَلِكُel-MelikGörünen ve görünmeyen alemlerin sahibi. اَلْقُدُّوسُel-KuddûsHatâdan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten münezzeh/çok uzak ve pek temiz. اَلسَّلَامُes-SelâmHer çeşit ârıza ve hâdiselerden sâlim kalan, her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran, Cennet’teki bahtiyar kullarına selâm eden. اَلْمُؤْمِنُel-Mü’minGönüllerde îman ışığı yakan, kendine sığınanlara eman verip onları koruyan, rahatlatan, güven veren, vaadine güvenilen. اَلْمُهَيْمِنُel-MüheyminKâinâtın bütün işlerini gözetip yöneten ve koruyan. اَلْعَز۪يزُel-AzîzYenilmeyen yegâne gâlip. اَلْجَبّٰارُel-CebbârKırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, yaratılmışların hâlini iyileştiren, irâdesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan, hüküm ve iradesine karşı gelinmek ihtimali bulunmayan. اَلْمُتَكَبِّرُel-MütekebbirHer şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösteren, azamet ve yüceliğini izhâr eden. اَلْخَالِقُel-HâlıkHer şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hâdiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan vâr eden. اَلْبَارِئُel-Bâri’Eşyâyı ve her şeyin âzâ ve cihazlarını birbirine uygun bir hâlde yaratan, bir örneği olmaksızın canlıları yaratan. اَلْمُصَوِّرُel-MusavvirTasvîr eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren. اَلْغَفَّارُel-ĞaffârMağfireti pek bol olan. Dilediği kullarını da günahlardan koruyan. اَلْقَهَّارُel-KahhârHer şeye, her istediğini yapacak surette gâlib ve hâkim. اَلْوَهَّابُel-VehhâbÇeşit çeşit nimetleri devamlı bağışlayıp duran. Her zaman, her yerde ve her şeyi karşılık beklemeden çok çok ve bol bol veren. اَلرَّزَّاقُer-RezzâkYaratılmışlara, faydalanacakları şeyleri ihsân eden, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren. اَلْفَتَّاحُel-FettâhHer türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, iyilik kapılarını açan, hakemlik yapan. اَلْعَل۪يمُel-AlîmHer şeyi hakkıyla ve çok iyi bilen. اَلْقَابِضُel-KâbıdSıkan, daraltan, rızkı daraltan, canlıların rûhunu alan. اَلْبَاسِطُel-BâsıtAçan, genişleten, rızkı bollaştıran, ruhları bedenlerine yayan. اَلْخَافِضُel-HâfıdYukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, zillete düşüren. اَلرَّافِعُer-Râfi’Yukarı kaldıran, yükselten, yücelten. اَلْمُعِزُّel-Mu’izzİzzet ve şeref veren, ağırlayan. اَلْمُذِلُّel-MüzillZillete düşüren, hor ve hakîr eden. اَلسَّم۪يعُes-Semi’Hakkıyla işiten. اَلْبَص۪يرُel-BasîrHakkıyla gören. اَلْحَكَمُel-HakemHükmeden, hakkı yerine getiren, hükmünü eksiksiz icrâ eden. اَلْعَدْلُel-AdlMutlak adâlet sahibi, aşırılığa meyletmeyen. اَللَّط۪يفُel-LatîfEn ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri yapan, yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan. اَلْخَب۪يرُel-HabîrHer şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan. اَلْحَل۪يمُel-HalîmSuçluların cezâsını vermeye gücü yettiği hâlde onlara yumuşak davranan ve cezâlarını geriye bırakan. Allah, gazabda acele etmez, mühlet verir, yaptıklarına pişman olup tevbe edenleri affeder, ısrar edenler hakkında ise artık hüküm kendisine kalmıştır. اَلْعَظ۪يمُel-AzîmBütün büyüklüklerin sâhibi. Zâtının ve sıfatlarının mâhiyeti anlaşılamayacak kadar ulvî. اَلْغَفُورُel-ĞafûrMağfireti çok olan, bütün günahları bağışlayan. Allah, istediği kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de gizler. اَلشَّكُورُeş-ŞekûrKendi rızâsı için yapılan sâlih amelleri, daha ziyâdesiyle karşılayan, az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden. اَلْعَلِيُّel-AliyyHer hususta, her şeyden yüce olan. Her şey kendisinin dûnunda, emrinde ve hükmü altında olan. اَلْكَب۪يرُel-KebîrBüyüklükte kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen, bütün büyüklükler kendisine mahsus olan. اَلْحَف۪يظُel-HafîzYapılan işleri bütün tafsilâtıyla tutan, her şeyi belli vaktine kadar âfât ve belâlardan saklayan, koruyup gözeten. اَلْمُق۪يتُel-MukîtHer yaratılmışın azığını ve gıdasını tayin eden, azıkları beden ve kalblere gönderen. اَلْحَس۪يبُel-HasîbHerkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilât ve teferruatıyla hesabını iyi bilen, her şeye ve herkese her ihtiyacı için kâfi gelen, onları hesaba çeken. اَلْجَل۪يلُel-CelîlCelâdet, azamet ve heybet sâhibi, celâl sıfatları ile muttasıf. اَلْكَر۪يمُel-KerîmKeremi, lütuf ve ihsânı bol, her türlü fazilete sahip olan. اَلرَّق۪يبُer-RakîbBütün varlıklar üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan. اَلْمُج۪يبُel-MücîbKendine duâ edip yalvaranların isteklerini işitip cevab veren, onları cevapsız bırakmayan. اَلْوَاسِعُel-Vâsi’Geniş ve müsaadekâr. Allah’ın ilmi, ihsânı, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniştir ve her şeyi kaplamıştır. اَلْحَك۪يمُel-HakîmBütün emirleri ve işleri hikmetli, yerli yerinde ve sağlam olan. اَلْوَدُودُ el-Vedûdİyi kullarını seven, onları rahmet ve rızâsına erdiren. Sevilmeye ve dostluğa lâyık yegâne varlık. اَلْمَج۪يدُel-MecîdZâtı şerefli, efâli güzel olan, her türlü övgüye lâyık bulunan. اَلْبَاعِثُel-BâisÖlüleri diriltip kabirlerinden kaldıran; gönüllerde saklı olanları meydana çıkaran. اَلشَّه۪يدُeş-ŞehîdHer zaman ve her şeyi gözlemiş olarak bilen, her yerde hâzır ve nâzır olan. اَلْحَقُّel-HakkFiilen var olan, mevcûdiyeti ve uluhiyeti gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran. Hakikaten vâr olan yalnız O’dur. اَلْوَك۪يلُel-VekîlUsûlüne uygun şekilde, kendisine tevdi edilen işleri en güzel şekilde neticelendiren, güvenilip dayanılan, tevekkül edilen. اَلْقَوِيُّel-KaviyyÇok kuvvetli, her şeye gücü yeten, kudretli. اَلْمَت۪ينُel-MetînÇok sağlam, kuvveti çok ve şiddetli olan. اَلْوَلِيُّel-Veliyyİyi kullarına dost olan, yardım eden. اَلْحَم۪يدُel-HamîdAncak kendisine hamd ü senâ olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen, medhedilen. اَلْمُحْص۪يel-MuhsîHer şeyin sayısını ve miktarını tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen. اَلْمُبْدِئُel-Mübdi’Mahlûkatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan. اَلْمُع۪يدُel-Mu’îdYaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan. اَلْمُحْي۪el-MuhyîHayat veren, can bağışlayan, sağlık veren. اَلْمُم۪يتُel-MümîtCanlı bir mahlûkun ölümünü yaratan, öldüren. اَلْحَيُّel-HayyDâimâ diri; her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten. اَلْقَيُّومُel-KayyûmGökleri, yeri, her şeyi ayakta tutan. Bir şeyin kıyâmı, yani, bir varlık sâhibi olarak durabilmesi neye bağlı ise, onu veren. Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı idare eden. Her şey Hak ile kâimdir. اَلْوَاجِدُel-VâcidHiçbir şeye ihtiyacı olmayan, müstağnî; istediğini, istediği vakit bulan. Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum olmayan. اَلْمَاجِدُel-MâcidKadr ü şânı büyük, kerem ve semâhati bol. اَلْوَاحِدُel-VâhidTek. Zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şerîki/ortağı, nazîri/benzeri ve dengi bulunmayan. اَلصَّمَدُes-SamedHâcetlerin bitirilmesi, ızdırapların giderilmesi için tek merci’, ihtiyaç ve dileklerde kendisine müracaat edilen, arzu ve bütün istekler kendisine sunulan, kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan. اَلْقَادِرُel-Kâdirİstediğini, istediği gibi yapmaya gücü yeten. اَلْمُقْتَدِرُel-MuktedirKuvvet ve kudret sâhipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden. اَلْمُقَدِّمُel-Mukaddimİstediğini ileri geçiren, öne alan. اَلْمُؤَخِّرُel-Muahhirİstediğini geri koyan, arkaya bırakan. اَلْاَوَّلُel-EvvelHer varlıktan mukaddem olan, başlangıcı olmayan. اَلْاٰخِرُel-ÂhirVarlığının sonu olmayan. اَلظَّاهِرُez-ZâhirÂşikâr olan, kat’î delillerle bilinen. اَلْبَاطِنُel-BâtınGizli olan; duyu organları ile idrâk edilemeyen, mâhiyeti bilinemeyen. اَلْوٰالىel-VâlîMahlûkatın işlerini yoluna koyan, bu muazzam kâinatı ve her an meydana gelen hâdisatı tek başına tedbîr ve idare eden, kâinâtın hâkimi. اَلْمُتَعَال۪ىel-MüteâlîYaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce ve pek münezzeh. İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın. اَلْبَرُّel-BerrKulları hakkında kolaylık isteyen; iyilik ve bahşişi çok olan, vaadini yerine getiren. اَلتَّوَّابُet-TevvâbKullarını tevbeye sevkeden, tevbeleri çokça kabûl edip, günahları bağışlayan. اَلْمُنْتَقِمُel-MüntekımSuçluları, adâleti ile müstehak oldukları cezaya çarptıran. اَلْعَفُوُّel-AfüvvAffı çok. Hiçbir sorumluluk kalmayacak şekilde günahları affeden, kökünden kazıyan. اَلرَّؤُۧفُer-RaûfÇok re’fet ve şefkat sâhibi. مَالِكُ الْمُلْكِMâlikü’l-MülkBütün mülkün mâliki ve hâkimi. Allah Teâlâ mülkün hem sâhibi, hem hükümdârıdır, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِZü’l-Celâli ve’l-İkrâmHem büyüklük ve azamet, hem de fazl u kerem sâhibi. اَلْمُقْسِطُel-MuksitBütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan. Adâlet sâhibi. Mazlûma acıyıp zâlimin elinden kurtaran. اَلْجَامِعُel-Câmi’İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan. Birbirine benzeyen, benzemeyen ve zıd olan şeyleri bir araya getirip tutan. Kıyâmet günü hesâba çekmek için mahlukatı toplayan. اَلْغَنِيُّel-ĞaniyyÇok zengin ve her şeyden müstağnî. اَلْمُغْن۪يel-Muğnîİstediğini zengin eden, tatmin eden. اَلْمَانِعُel-Mâni’Dilemediği şeyin gerçekleşmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere mâni olan. اَلضَّآرُّed-DârrElem ve zarar verici şeyleri yaratan. اَلنَّافِعُen-Nâfi’Hayır ve menfaat verici şeyleri yaratan, fayda veren. اَلنُّورُen-NûrÂlemleri nurlandıran; istediği sîmalara, zihinlere ve gönüllere nûr bahşeden, nûr kaynağı. اَلْهَاد۪ىel-HâdîHidâyeti yaratan, yol gösteren, murada erdiren. اَلْبَد۪يعُel-BedîÖrneksiz, misalsiz, acîb ve hayret verici âlemler îcad eden. Zâtında, sıfatında, fiillerinde, emsâli görülmemiş olan. اَلْبَاق۪يel-BâkîVarlığı devamlı olan, sonu olmayan. اَلْوَارِثُel-VârisServetlerin geçici sâhipleri elleri boş olarak yokluğa döndükleri zaman servetlerin hakikî sâhibi olan. اَلرَّش۪يدُer-ReşîdBütün işleri ezelî takdîrine göre yürütüp, bir nizam ve hikmet üzere âkıbetine ulaştıran; her şeyi yerli yerine koyan, en doğru şekilde nizâm veren. اَلصَّبُورُes-SabûrÇok sabırlı. Esmaül Hüsna ile ilgili Ayetler, allahin isimleri bilinen gibidir ayeti, esmaül hüsna ayetler
warning Creating default object from empty value in /home/zehirli/domains/ on line 33. Allahü Teâlâ için mekân veya yön söylemek caiz değildir Allah'a iman Allah'a mekan isnadında bulunmak Allah'ı bilmek Allah'ın sıfatları İmam-ı a'zam Ebu Hanife'nin akidesini açıklayan er-Reddü'ala eshabi'l-heva el-müsemma Kitabu's-sevadi'l-a'zam 'ala mezhebi'l-İmami'l-A'zam kitabında şöyle yazılı "Mü'minin Allahü Teâlâya mekân, gelmek, gitmek ve mahlukların sıfatlarından herhangi bir sıfatı isnad etmemesi lazımdır. ...Kul, Cenab-ı Hakk'ın bir mekânda bulunmadığını, mekâna ihtiyacı olmadığını, Arşın onun kudretiyle ayakta durduğunu bilecek, gidip gelme gibi sıfatları kendisine izafe etmeyecek." Sevadi'l-a'zam, 46. mesele, Bedir Yayınevi İmam Ebû C'afer et-Tahâvî'nin naklettiği "Akîde"de şöyle denmektedir "Allahü teâlâ, varlığı için birtakım sınır ve son noktalar bulunmasından, erkân, aza ve edevattan yüce ve beridir. Mahlukatı ihata eden altı yön O'nu ihata edemez." Devamını oku Onun eşi benzeri olmaz Allah'ın sıfatları Allah'ın sübuti sıfatları Allah'ın zati sıfatları Kur'an-ı Kerim Müteşabih ayetler Feraidül fevaid kitabında diyor ki Allahü teâlânın zati sıfatları altıdır 1- Vücud=Ezelden ebede kadar vardır. 2- Kıdem=Varlığının öncesi yoktur, ezelidir. 3- Beka=Varlığının sonu yoktur, ebedidir. 4- Vahdaniyet=Eşi, benzeri ve ortağı yoktur. 5- Kıyam bi-nefsihi=Mekana muhtaç değildir. Madde, mekan yok iken de, o vardı. 6- Muhalefetün lilhavadis=Yarattıklarına yani hiçbir mahluka benzemez. Allahın sübuti sıfatları ise sekizdir 1- Hayat=Diridir, hayattadır. 2- İlim=Her şeyi bilicidir. 3- Sem=Her şeyi işiticidir. 4- Basar=Her şeyi görücüdür. 5- Kudret=Her şeye gücü yeter. 6- İrade=Dilediğini yapıcıdır. 7- Kelam=Konuşur. 8- Tekvin=Yaratıcıdır. Devamını oku Allah var demek yeter mi? Allah'a iman Allah'ın sıfatları ehli sünnet itikadı fıkıh fıkıh bilgisi ibadet iman iman esasları islam alimleri Bazıları, bütün ömürlerini Allahın varlığını ispat etmekle geçirmekte, "Asıl maksat iman olduğuna göre, Allahın varlığını ispat ile uğraşmak, ibâdetle, fıkıh ilmi ile meşgul olmaktan daha iyidir" diyerek, her zaman, bitkilerin, insan ve hayvanların anatomisini incelemek suretiyle imanı kuvvetlendirmek gerektiğini söylüyorlar. Allaha inanan insan için devamlı bunlarla meşgul olmak zararlıdır. Allaha inanan kimsenin, Allahın sıfatlarını da bilmesi gerekir. Bilmezse veya yanlış bilirse, Allaha inanmış sayılmaz. Allaha sıfatları ile inanan kimsenin, kendisine gereken ibâdet bilgilerini öğrenmesi farz olur. Fıkhı bırakıp da, Allahın varlığını ispat ile uğraşması çok yanlıştır. Devamını oku Allah Gözle Görülecek mi? Allah'ı görmek Allah'ın sıfatları Allah'ın sübuti sıfatları Allah'ın zati sıfatları cennetlikler iman Müminler Allahü teâlâyı mü'minler Cennette görecektir. Fakat, nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir. Nasıl olduğu bilinmeyeni, anlaşılmıyanı görmek de, nasıl olduğu anlaşılmayan bir görmek olur. Allah'ı göz ile görmek, aklen caiz naklen de sabittir. Mekan, cihet, karşılaşma, bitişme, mesafe tayini, ışık, benzetme, keyfiyyet, ve ihata olmaksızın Allah görülür. Allah Teala'nın kulları tarafından görülmesi ve tecelli etmesi bize göre birdir. Dünyada, tur-i sina'da gözüktüğü gibi Ahirette'de muminlere görünecektir. Çünkü Cenab-ı Hak mevcuttur. Mevcudun görülmeside muhal değildir. 1 Devamını oku MÜTEŞABİH AYETLER TEVİL EDİLMEDEN KABUL EDİLİR Allah'ın sıfatları müteşabih sıfatlar tevil etmek Kur'anda zikredildiği üzere Allah Tealânın eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah Tealâ bu konularda şöyle buyuruyor "Allah'ın eli kulların ellerinin üstündedir." Feth/10 "Sadece Rabbinin yüzü bakidir." Rahman/27; İsa hikâyeten "Benim nefsimdekini bilirsin; fakat ben senin nefsinde bulunanı bilmem." Maide/116 Allah'ın, kitabında zikrettiği bu sıfatlar, keyfiyetsiz sıfatlar olup, aslı bilinmekte, fakat vasfı bilinmemektedir. Bilinen asıl, teşabüh ve vasfını anlamaktan aciz olmak sebebiyle batıl olmaz. Bu konuda Imam-ı Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediği rivayet edilmiştir "Bu sıfatların keyfiyeti meçhul olup, onların nasıl olduklarından bahsetmek ise bid'attir." Devamını oku ALLAH VARDIR Allah'ın sıfatları Allah'ın varlığı iman inanç tevhid inancı Günümüzde insanlar kendi yaptıkları füzelerle aya gidip geliyorlar, uzayda inceleme ve araştırmalar yapıyorlar. İnceleme, araştırma aletlerini uydular halinde yörüngelerine yerleştirerek bu uçsuz bucaksız evren hakkında yeni bilgiler ediniyorlar. Bu uyduların aracılığıyla her türlü haberleşmeği gerçekleştiriyorlar. Biz evimizde oturup telefonla Almanya, Amerika, Avustralya gibi uzak, yakın, ülke ve kıtalardaki yakınlarımızla konuşabiliyoruz. Evdeki televizyonumuzla dünyanın her yerinde olup biten her şeyi anında görüp öğreniyoruz. Diğer taraftan gözle görülmeyecek kadar küçük varlıkları da mikroskop denilen, küçük canlıları milyonlarca defa büyüten aletlerle inceleyerek bunlar hakkında pek çok bilgiler elde ediyoruz. Devamını oku Kaza ve Kadere İman Allah'ın ilmi Allah'ın sıfatları iman esasları kader kader ve kazaya inanmak kadere iman kaza Kader ve kazaya iman yüce Allah'ın ilim, irade, kudret ve tekvîn sıfatlarına inanmak demektir. Bir başka deyişle bu sıfatlara inanan kimse, kader ve kazaya da inanmış olur. Bu durumda kader ve kazaya inanmak demek, hayır ve şer, iyi ve kötü, acı ve tatlı, canlı ve cansız, faydalı ve faydasız her ne varsa hepsinin Allah'ın bilmesi, dilemesi, kudreti, takdiri ve yaratması ile olduğuna, Allah'tan başka yaratıcı bulunmadığına inanmak demektir. Devamını oku Sponsorlu bağlantılar Anket
İzmir’den Tamer Çiftçioğlu “Allah’ın eli, inmesi, arşa istivası, ruhu, gülmesi ve sevinmesi vs. Bu tarz âyet ve hadislerde geçen sıfatları nasıl tevil ederiz?” HABERÎ SIFATLARIN ANLAMI Allah’ın Haberî Sıfatları, Kur’ân’ın ve hadislerin doğrudan haber vermesiyle öğrendiğimiz, gerçek manasını ancak Allah’ın bildiği İlâhî Sıfatlardır. Böyle sıfatlara, manasını doğru kavramak için doğru tevillere ihtiyaç duyulması dolayısıyla Müteşabih Sıfatlar da denmiştir. Bediüzzaman’a göre, insanlar Allah’ın bazı sıfatlarının hakikî manasını kavramaktan aciz olduklarından, Kur’ân böyle sıfatları mecazi ifadelerle, yani insanlarca bilinen lâfızlarla zihinlere Haberî sıfatları okurken, gerçek manasını Allah’a bırakmalı, Allah’ı cisimden, şekilden ve yönden tenzih etmeli, Allah’ı Allah’ın dışındaki şeylere benzetmekten kaçınmalı, Allah’ın ulviyet ve kudsiyetine uygun düşmeyen, yorumlardan uzak durmalıyız. Meselâ Kur’ân’da çok geçen, taht kurma ve tahta oturma manasına gelen “İstiva” sıfatının mahiyeti ve anlamı İmam-ı Mâlik’e ra sorulunca, İmam hiç yorum dahi yapmadan demiş ki “İstivâ meçhul, keyfiyeti makul değil, buna inanmak vacip, suâl sormak ise bid’attir.”2 KUR’ÂN REHBER-İ MUTLAK OLDUĞUNU BÖYLE GÖSTERİYOR Allah’ın bazı sıfatlarının Kur’ân’da bizim bildiğimiz kavramlarla bildirilmesi Kur’ân’ın rehber-i mutlak olduğunu gösteriyor. Yoksa Bediüzzaman’a göre, Kur’ân beşere, bir ulû’l-azm olan Hazret-i Mûsâ’nın as Tûr-i Sînâ’da birkaç dakika ancak dayandığı kelâmullah tarzında hitap etse ve Allah’ın bazı sıfatlarını müteşâbih olarak değil de hakikî manasıyla ifade etseydi, insanların bunu anlamaları mümkün Bedîüzzaman, böyle Müteşâbih sıfatlar için Cenâb-ı Hakk’a şekil ve sûret vermekten kaçınılması gerektiğini önemle Haberî sıfatlardan bir kısmını kısaca ele alalım İstivâ İstivâ; yükselmek, istilâ etmek, tahta oturmak, hükümran olmak manaları ile zihne yaklaştırılabilir. Kur’ân’da, “Rahmân arş üzerinde istivâ etmiştir.”5 âyeti birçok sûrede geçiyor. Bediüzzaman Kur’ân’da zikri geçen “İstivâ” sıfatı ile, Allah’ın kendi Rubûbiyet mertebesini bir sultanın taht-ı saltanatında durup icrâ-i hükûmet ettiği misalinde ve azametinde, takdim buyurduğunu beyan Böylece bir sultandan korkan insanoğlunun, Rabb’inden daha fazla haşyet ve heybet duyması gerektiği vurgulanmak istenmiştir. Vech Vech, yüz demektir. Bu kavramla vecih, sîmâ, zât ve vücud mânâlarını zihmimize yaklaştırıyor. Kur’ân’da bir çok sûrede geçen “Celâl ve ikram sahibi olan Rabb’inin Vech’i bâkîdir”7 âyeti, “Vech” sıfatını telâffuz ediyor. Bediüzzaman, “Her şey helâk olup gidicidir, ancak O’nun Vech’i müstesnâ”8 âyetinde geçen “Vech” sıfâtını Allah’ın Zâtı, Vücudu, Bekâ’sı, Sermediyeti ve Vahdâniyeti olarak tevil Yed “Yedullâh = Allah’ın eli”10 demektir. Bu sıfat, kuvvet, kudret ve nimet olarak te’vil edilmiştir. “Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?”11 Bir diğer âyette, “Göğü elimizle biz kurduk.”12 buyuruluyor. Bediüzzaman bazen “yed-i kudret”13, bazen “dest-i gaybî” lâfızlarıyla bu sıfatı Bedîüzzaman, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine ait bir sıfatı bizim bildiğimiz bir mana ile zihnimize bu kavram ile yaklaştırdığını ifade Bu tevillerde de görüldüğü gibi âyet ve hadislerde geçen Allah’ın inişini “rahmet tecellisi” ile ruhunu “irade, emir ve kudret” ile, gülmesini “şefkat” ile tevil edebiliriz. Dipnotlar 1- İşârât’ül-İ’câz, s. 22. 2- Beyhakî,El-Esmâ, 408-409. 3- Sözler, s. 170. 4- Muhâkemât, s. 40. 5- Tâhâ Sûresi, 20/5; Bakınız Bakara Sûresi, 2/29; A’râf Sûresi, 7/54; Yunûs Sûresi, 10/3; Ra’d Sûresi, 13/2; Furkân Sûresi, 25/59; Secde Sûresi, 32/4; Fussilet Sûresi, 41/11; Hadîd Sûresi, 57/4. 6- Sözler, s. 354. 7- Rahmân Sûresi, 55/27; Bakınız Bakara Sûresi, 2/115, 272; Ra’d Sûresi, 13/22; Rûm Sûresi, 30/38; İnsân Sûresi, 76/9; Leyl Sûresi, 92/20. 8- Kasas Sûresi, 28/88. 9- Sözler, s. 618; Lem’alar, s. 245; Mektûbât, s. 62. 10- Fetih Sûresi, 10. 11- Sâd Sûresi, 38/75; Bakınız Mâide Sûresi, 5/64; Âl-i İmrân Sûresi, 3/26; Fetih Sûresi, 48/10; Hadîd Sûresi, 57/29; Yâsin Sûresi, 36/83; Mülk Sûresi, 67/1. 12- Zâriyât Sûresi, 51/47. 13- Sözler, s. 283; İşârât’ül-İ’câz, s. 137, 205, 209. 14- Şuâlar, s. 521. 15- İşârât’ül-İ’câz, s. 22. Benzer konuda makaleler
Allah'ın Sıfatları Her Müslümanın, Allah'ın bütün kemâl sıfatlarına sahip, noksan sıfatların hepsinden de uzak olduğuna inanması farzdır. Tenzihi ve Selbi Sıfatlar Vücûd Kıdem Beka Muhalefetün lil-havâdis Kıyam Bi-nefsihî Vahdaniyet Zati ve Subuti Sıfatlar Hayât İlim İrâde Kudret Tekvin Sem' ve Basar Kelâm Tenzihi ve Selbi Sıfatlar Vücûd Bu sıfat, Allah Teâlâ'nın vâr olduğunu ifâde eder. Allah Teâlâ'nın varlığı başka bir varlığa bağlı olmayıp, zâtının îcabıdır. Yani vücûdu, zâtıyla kaimdir ve zâtının vâcib bir sıfatıdır. Bu sebeble Hak Teâlâ'ya Vâcibü'l-Vücûd denilmiştir. Bâzı Kelâm âlimleri, Vücûd sıfatına, sıfat-ı nefsiyye adını vermişlerdir. Vücûd'un zıddı olan adem yok olma Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Allah'ın yok olduğunu iddiâ etmek, kâinatı ve içindeki varlıkları inkâr etmeyi gerektirir. Çünkü her şey'i yaratan ve vâr eden O'dur. Kıdem Kıdem, Allah Teâlâ'nın varlığının başlangıcı olmaması demektir. Allah Teâlâ kadîmdir, ezelîdir. Yani önce yok iken sonradan vâr olmuş değildir. Geçmişe doğru ne kadar gidilirse gidilsin, Cenâb-ı Hakk'ın vâr olmadığı bir an, bir zaman, tasavvur edilemez. Aslında zaman ve mekânı yaratan da O'dur. Allah Teâlâ zaman ve mekân kayıtlarından münezzeh, ezelî ve kadîm bir Zât-ı Zülcelâldir. Kıdem'in zıddı olan hudûs sonradan olma, belli bir zamanda yaratılma Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Beka Beka, Allah Teâlâ'nın varlığının sonu olmaması, daima var bulunması demektir. Allah Teâlâ'nın varlığının başlangıcı olmadığı gibi, sonu ve nihayeti de yoktur. O hem kadîm ve ezelî, hem de bâki ve ebedîdir. Zâten kıdemi sâbit olan bir varlığın, bekası da vâcib olur. Beka'nın zıddı fena, yani, bir sonu olmaktır. Bu ise, Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Muhafeletün lil-Havâdis Allah'ın, sonradan vücud bulan varlıklara benzememesi demektir. Allah Teâlâ ne zâtında, ne de sıfatlarında kendi yarattığı varlıklara benzemez. Biz Allah'ı nasıl düşünürsek düşünelim, O, hâtır ve hayâlimize gelenlerin hepsinden başkadır. Çünkü hâtıra gelenlerin hepsi hâdis, yani, sonradan yaratılmış, yok iken vâr edilmiş şeylerdir. Allah Teâlâ ise, vücûdu vâcib, kadîm ve bâkî, her şeyden müstağnî, her türlü noksandan uzak, bütün kemâl sıfatlara sahip olan İlâhî ve mukaddes bir zâtdır. Şübhe yok ki, böyle yüce bir Zât, önce yok iken sonra vâr olan, bil'âhare tekrar zeval bulan varlıklara benzemez. Nitekim Cenâb-ı Hak kendi zâtını Kur'ân-ı Kerîm'de arapça var. "Onun "Hak Teâlâ'nın benzeri yoktur. O, her şey'i işitici ve görücüdür" Şûra 11 sözleriyle tavsif etmiştir. Peygamber Efendimiz de asm bu mânayı te'yiden "Her ne ki senin aklına geliyor, işte Allah Teâlâ onun gayrısıdır" buyurmuştur. Kıyam Bi-nefsihî Allah Teâlâ'nın, başka bir varlığa ve hiçbir mekâna muhtaç olmadan zâtı ile kaim olması demektir. Mevcudatın hepsi, sonradan vücuda gelmiştir. Bu sebeble de bir Yaradana ve bir mekâna muhtaçdırlar. Buna mukabil her şeyin yaratıcısı olan Allah Teâlâ'nın vücûdu, zâtının gereğidir ve varlığı hiçbir şey'e muhtaç değildir. Şayet Allah da vâr olabilmek için başka bir varlığa muhtaç olsa idi, O da mahlûk olur ve her şey'in Hâlikı ve başlangıcı olmazdı. Halbuki O, her şey'in Hâlikı ve yaratıcısıdır. O'ndan başka her şey mahlûktur. Hâlık ise, mahlûkuna asla muhtaç olmaz. Vahdaniyet Vahdaniyet, Allah'ın bir olması demektir. Vahdaniyet, Allah Teâlâ'nın kemal sıfatlarının en önemlisidir. Çünkü bu sıfat, Allah Teâlâ'nın zâtında, sıfatlarında, fiillerinde bir olduğunu; saltanat ve icraatında ortaksız bulunduğunu ifade etmektedir. Zati ve Subuti Sıfatlar Hayât Cenâb-ı Hakk'ın hayat sâhibi olması, hayat sıfatiyle muttasıf bulunması demektir. Cenâb-ı Hak hakkında vâcib olan bu sıfat, mahlûkatta görülen ve maddenin ruh ile birleşmesinden doğan geçici ve maddî bir hayat olmayıp ezelî ve ebedîdir. Bütün hayatların kaynağı olan hakikî hayattır. Hayat sıfatı, İlim, İrâde, Kudret gibi kemâl sıfatlariyle yakından ilgilidir. Bu sıfatların sâhibi bir zâtın, hayat sâhibi olması zarurîdir. Çünkü ölü bir varlığın ilim, irade ve kudret gibi kemâlâtın sâhibi olacağı düşünülemez. Bunun içindir ki, hayat sıfatını, Cenâb-ı Hakk'ın ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarla vasıflanmasını sağlayan ezelî bir sıfattır, diye târif etmişlerdir. Hayat sıfatının zıddı memât, yani, ölü olmaktır. Bu ise Allah hakkında muhaldir. İlim Allah Teâlâ'nın her şey'i bilmesi, ilminin her şey'i kuşatması demektir. Bu âlemi en güzel şekilde, en mükemmel bir nizâm üzere yaratan ve onu idare eden Zât-ı Akdes'in, yarattığı varlığı en ince teferruatına kadar bilmesi gerekir. Zira hakikatı, faydası, lüzum ve hikmeti bilinmeyen bir şey, nasıl yaratılabilir? O halde yaratıcının bir şey'i yaratabilmesi için, evvelâ ilim sâhibi olması, sonra o ilmin icablarına göre yaratması şarttır. Bundan başka, îman ve sâlih amel sâhiplerini mükâfatlandırmak, isyan eden ve kötü yolda olanları da cezalandırmak, ancak bu kimselerin yaptıklarını bütün teferruatı ile bilmekle mümkündür. İlmin zıddı cehil, gaflet ve unutkanlıktır. Bütün bunlar Hak Teâlâ hakkında muhaldir. İrâde Allah'ın bir şey'in şöyle olup da böyle olmamasını dilemesi; her şey'i dilediği gibi tayin ve tesbit etmesi demektir. Allah Teâlâ kâmil bir irâde sahibidir. Bu kâinatı ezelî olan irâdesine uygun olarak yaratımştır. Bu kâinatta olmuş ve olacak her şey Allah'ın dilemesi ve irâde etmesiyle olmuş veya olacaktır. O'nun her dilediği mutlaka olur, dilemediği de asla vücûd bulmaz. Bu hususta Kur'an'da "Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmederse yani onu dilerse ona ancak 'ol' der, o da oluverir" Âl-i İmrân, 47 buyrulur. Hadîs-i şerîfte de "Allah'ın dilediği oldu, dilemediği de olmadı" denilmiştir. İrâde sıfatından başka meşîet adında müstakil bir sıfat yoktur. Kudret Kudret, Hak Teâlâ'nın varlıklar üzerinde irâde ve ilmine uygun olarak te'sir ve tasarruf etmesi, her şey'i yapmağa ve yaratmaya gücü yetmesi demektir. Allah Teâlâ'nın sonsuz bir kudret sahibi olduğuna ve her şey'e kadir bulunduğuna, görmekte olduğumuz şu kâinat ve ihtiva ettiği güzellik ve şaşmaz nizam en büyük delildir. Tekvin Tekvin; îcad ve yaratma demektir. Tekvin'i mâdum yok olan bir şey'i yokluktan çıkarmak, vücûda getirmek diye îzah etmişlerdir. Tekvin, Ehl-i Sünnet'in iki hak itikadî mezhebinden biri olan Mâtüridîlere göre, ilim, irade ve kudret sıfatından ayrı bir sıfattır. Yine Mâtüridîlere göre, Hak Teâlâ'nın yaratmak, rızık ve nimet vermek, azâb vermek, diriltmek, öldürmek gibi bütün fiilleri, tekvin sıfatına râcidir. Onun eser ve tecellîsi sayılır. Bunlara sıfat-ı fi'liyye fiilî sıfatlar da denilir. Kudret ve tekvin, birer kemal sıfatı olup zıdları olan acz, Allah hakkında muhaldir. Eş'arîlere göre ise Allah'ın tekvin sıfatı diye ayrı, müstakil bir sıfatı yoktur. Tekvin, kudret sıfatının makdûrata yaratılması takdîr edilmiş şeylere yaratma ânında taallûkundan ibarettir. Yani tekvin, kudret sıfatı içinde itibarî bir vasıf olmaktadır. Allah Teâlâ'ya Mükevvin isminin verilmesi, O'na, kudret sıfatından ayrı, Tekvin adında bir sıfatın isnâd edilmesini gerektirmez. İcad etmek, yaratmak, bilfiil vücuda getirmek, Hak Teâlâ'nın Kudret sıfatıyla olur. Mâtüridîler Tekvin sıfatını Kudret sıfatından ayrı bir sıfat kabûl ettiklerinden, zâtî ve sübûtî sıfatları 8 olarak sayarlar. Eş'arîlere göre ise bu sıfatlar 7'dir Sıfât-ı Seb'a. Sem've Basar Allah'ın her şey'i işitip, her işi görmesi demektir. Sem' ve basar sıfatları da Allah'ın ezelî ve ebedî kemâl sıfatlarındandır. Allah'ın işitip görmesine, uzaklık - yakınlık, gizlilik - açıklık, karanlık - aydınlık gibi mefhumlar bir engel teşkil edemezler. O, içimizdeki fısıltıları, kalbden ve gönülden yaptığımız duaları işitir. Hikmetine uygun şekilde karşılık verir. Hak Teâlâ'nın Semî' ve Basîr, yani, her şey'i en iyi işitici ve en iyi görücü olduğu, Kur'ân-ı Kerîm'de defalarca zikredilmiştir. Sem' ve Basar sıfatları birer kemâl sıfatı olduğundan, zıdları olan a'mâlık görmemek ve sağırlık işitmemek Zât-ı Bârî hakkında muhal olan noksan vasıflardandır. Kelâm Allah Teâlâ'nın harfe ve sese muhtaç olmadan konuşması demektir. Allah Teâlâ'nın kelâm, yani, söyleme, konuşma sıfatı vardır. Bu sıfat ezelî ve ebedîdir. Bu sebeble Allah'a Mütekellim denilir. Kur'ân-ı Kerîm'e de Kelâmullah tabir edilir. Allah'ın peygamberlerine bildirdiği vahiyler, onlara verdiği İlâhî kitablar, mahlûkatına gönderdiği ilhamlar, hep O'nun Kelâm sıfatının bir tecellîsidir.
ALLAHIN ZATİ VE SUBUTİ SIFATLARI[1] Yüce Allah'ın zatı için vacib olan, zorunlu olan sıfatlar. Bunlara sıfât-ı nefsiyye de denir. Diğer bir tabirle "zatî veya nefsî sıfatlar" da denilen bu sıfatlar, Yüce Allah'ın varlığını ve hakikatını anlayıp kavramada biz kullarına yardım eden sıfatlardır. Bu sıfatlar sayesinde Allah’u Teâlâ'nın yüce zatını ve varlığını O'na yaraşır bir tarzda anlayıp, imanımın da o nisbette kuvvetlendirebiliriz. Yüce Allah'ın kendine mahsus bir zatı vardır ve bu zatının gereği olan, bu zatdan ayrılması düşünülmeyen sıfatları vardır. Bunlardan bir kısmına "Zatî sıfatlar" , bir kısmına da "Sübutî sıfatlar" denir. Zatî sıfatlar, hiç bir sebebin eseri olmayan, Allah Teâlâ'nın hakikatını ortaya koyan sıfatlardır. Bu sıfatlar Yüce Allah'ın zâtıyla, varlığıyla doğrudan doğruya alâkalı oldukları için ve sadece Allah'ın yüce zatına mahsus oldukları için zatî sıfatlar diye isimlendirilmişlerdir. Zat veya varlık olmadan bu sıfatların varlığını düşünmek ve bu sıfatlardan söz etmek imkânsızdır. SIFATI ZATİYYE Vücûd Sıfatı Yüce Allah'ın mevcudiyeti, varlığı demektir ki; bazı âlimlerimize göre, asıl zatî veya nefsî sıfat budur. Zira Yüce Allah'ın mevcudiyeti, varlığı kabul edilmeden, diğer sıfatlarından bahsetmek mümkün olmaz. Yüce Allah'ın varlığına, mevcudiyetine işaret eden pek çok âyet-i kerime Kur'ân`da mevcuttur. Bunlardan birisi olan Haşr suresinin 22. âyetinde şöyle buyurulmaktadır هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ "O Yüce Allah, görüleni de görülmeyeni de bilen, Kendisinden başka ilah olmayan, ancak kendisi var olan Allah’tır ".[2] Allah Teâlâ'nın varlığı, mevcudiyeti kendi zatının gereğidir. O'nun yüce zatı, yaratıklarda olduğu gibi başkasından dolayı değildir. O kendi zatı ite vardır, kendi zatıyla kâimdir, varlığı için bir başkasına muhtaç değildir. Zira muhtaç olan, İlâh olamaz. Kıdem Sıfatı "Yüce Allah'ın varlığının evveli ve başlangıcının olmaması" demektir. O, ezelidir; O'nun var olmadığı bir an bile düşünülemez. Varlığı, zatının gereği olan Yüce Allah'ın bu varlığının ezelî olması, evveli ve sonunun olmaması vâcibtir. Varlığında başlangıç ve sonu olanlar, ancak yaratıklardır. Allah’ın kıdem sıfatına Hadid suresinin 3. ayeti açıkça işaret etmektedir هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ "O, her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiç bir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O, herşeyi bilir"[3]. Bekâ "Allah Teâlâ'nın varlığının sonu, bitiş noktası yoktur" demektir. O, ebedîdir, yani onun mevcudiyeti, varlığı sonsuzca devam edip gitmektedir. Bu sıfat dahi sadece onun yüce zâtına mahsus bir sıfattır, çünkü bütün yaratıklar sonludur, bir gün hayatları son bulacaktır. İşte bu gerçek, Rahman suresinin 26. ve 27. âyetlerinde şöyle beyan buyurulmuştur كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ {} وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ "Yer yüzünde bulunan her şey fânidir sonludur; ancak yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bâkidir ".[4] Vahdaniyet Yüce Allahın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde işlerinde bir tek olması demektir. O'nun eşi ve ortağı, yardımcısı yoktur; bir ve tek'tir. İhlâs Suresi, Cenab-ı Hakk'ın bu sıfatını açık bir üslupla ortaya koymaktadır Hz. Peygambere hitaben; قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُواً أَحَدٌ "Deki, Allah bir tektir; Allah hiç bir şeye muhtaç değildir, O doğurmamış ve doğmamıştır, hiçbir şey O na denk değildir ".[5] Her şeyi yaratan Allah Teâlâ olduğu için, O işlerinde, fiillerinde de tektir. O'nun hiç bir benzeri, ortağı, örneği ve cüzleri parçaları ve yardımcıları yoktur. İbadete lâyık yegâne tek mabut, Allah'tır. İşte "Vahdaniyet" sıfatını bütün bu hususları içine alan bir teklik ehâdiyet olarak anlamak gerekir. O her bakımdan en mükemmel, bütün eksiklik ve noksanlıklardan uzak münezzeh bir varlıktır. Muhâlefetün li’l-Havadis Yüce Allah'ın sonradan olanlara, sonradan yaratılmış olanlara benzememesi demektir. Yüce Allah'ın benzeri hiç bir şey yoktur. O'na eşit ve denk olan hiç bir varlık yoktur. Zaten kâdîm, bâkî ve bir tek olan varlığın sonradan olanlara benzememesi, yine O'nun bu sıfatlarının bir sonucudur ve O'nun yüce zatına mahsustur. Bu sıfata Şûrâ suresinin 11. âyetinde açıkça işaret buyurulmuştur لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ "O'nun benzeri hiç birşey yoktur, O işitendir, görendir".[6] Kıyam binefsihi bizâtihi "Yüce Allah'ın varlığı veya mevcudiyeti bir başkasına muhtac değildir; aksine varlığı kendi zâtındandır" demektir. Bütün yaradılmışlar mahlukât, var olmada ve varlığını devam ettirmede Cenâb-ı Hakk'a muhtaçtır. Halbuki Yüce Allah hiç bir şeye muhtac ve bağımlı değildir, O Azîz ve Sameddir, yani hiç bir şeye ihtiyacı yoktur; kâinattaki her şey O'na muhtaçtır. Bu sıfata da Kur'ân-ı Kerim'in pek çok âyetlerinde işaret edilmektedir. Meselâ; Al-i İmrân Suresinin 2. âyetinde şöyle buyrulmaktadır اللّهُ لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ "Allah, O'ndan başka ilah olmayan, diri ve kendi kendine kâim var olandır".[7] Vâcibu'l-vücûd varlığı zorunlu, varlığı kendi zâtının gereği olan Allah'ın zatı düşünüldüğü zaman, bu varlıkla beraber bu zâtî sıfatların da düşünülmesi zaruridir vâcibtir. Varlık, yani mevcudiyet ve sıfatlar O'ndan ayrılmaz. Allah Teâlâ kadîm, ezelî, ebedî ve her yönden en mükemmel olduğu için, ne zamana, ne mekâna, ne bir yardımcıya muhtaçtır. O bunların hepsinin üstünde, varlığı zâtının gereği, mutlak ve en mükemmel ve vâcib bir Allah'dır. SIFAT-I SÜBUTİYYE Yüce Allah'ın zatının gereği olan ve bu zattan ayrılmayan, ezelî ve ebedî olan vâcib sıfatlar. Bu sıfatların hepsi Kur'an ayetleriyle sabit oldukları ve bu ayetlerden çıkarıldıkları için ve varlıkları Yüce Allah'ın zatında isbat edilmiş olduğu için, "sübutî sıfatlar" diye isimlendirilmişlerdir. Yüce Allah bu sıfatlarla ta ezelde vasıflanmış idi. Bu sıfatların hiç biri sonradan kazanılmış hâdis sıfatlardan değildir. Bunların da her biri Yüce Allah'ın zatıyla kaimdir. O'nun Yüce zatı ve varlığı düşünülmeden bu sıfatlardan bahsetmek de mümkün olmaz. Bu sıfat-ı sübutiyye şunlardır 1. Hayat Sıfatı Yüce Allah'ın diri, canlı ve ezelî bir hayat ile hayat sahibi olması demektir. Bunun zıddı olan ölü ve cansız olmak, Allah hakkında düşünülemez, mümteni'dir. Allah’u Teâlâ'nın bu sıfatına işaret eden pek çok ayet vardır. Meselâ وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيراً "Ölümsüz, diri olan Allah'a güven ve O'nu tesbih et!..." diye buyurulmaktadır [8]. Her şeye can veren, ölü gibi görünen toprağa, kuru sanılan ağaçlara can, hayat ve tazelik veren Allahu Teâlâ'dır. Bütün canlıların hayatı sonradandır ve Yüce Allah'ın yaratmasıyladır. Halbuki Yüce. Allah'ın "Hayat" sıfatı da; zâtı gibi kadimdir, ezelî ve ebedîdir; zatından ayrılmayan, zatı ile var olân vacib bir sıfattır. Zira hayat olmadan diğer sıfatları düşünmek, onlarla Allah'ı vasıflandırmak abes olur. Bu bakımdan sübutî sıfatların ilki "hayat" sıfatıdır. 2. İlim Sıfatı Allah’u Teâlâ'nın ezelî ilmiyle her şeyi bilmesi demektir. O'nun ilmi, kâinattaki her şeyi kuşatmıştır. Evrendeki hiç bir şey O'nun ilminin dışında meydana gelemez. Olmuşu, olmakta olanı ve olacağı gerek küll halinde genel kurallarıyla; gerekse ayrı ayrı, hepsini bilir. O'nun ezelî olan ilim sıfatıyla muttasıf olduğunu gösteren pek çok ayet-i kerime vardır قُلْ إِن تُخْفُواْ مَا فِي صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّهُ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأرْضِ وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ "İçinizde sinelerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da yerde olanları da bilir..."[9]. Şu halde Allah'ın ilmi gizli açık her şeyi kuşatmıştır. Kalplerimizden geçenler de O'na malumdur. Bütün gayb alemi, bizim sınırlı ve sonradan kazanılma bilgimizin ulaşamadığı o âlem, Allah'ın bilgisi dâhilindedir. O'nun ilmi, zatı ile kâim olan, ezelî ve ebedî, bilinenlerle değişmeyen bir ilimdir. Kulların ilmi gibi kazanılmış, sonradan elde edilmiş bir ilim değildir. 3. İrade Sıfatı Yüce Allah'ın istediğini dileyip tercih etmesi demektir. Yani O'nun, bir işin şöyle olmasını değil de, böyle olmasını veya böyle olmasını değil de, şöyle olmasını dilemesi, dilediği gibi tâyin ve tahsis etmesidir. Evrende olmuş ne varsa, hepsi O'nun dilemesi, iradesi ile olmuştur. O'nun iradesi ve isteği dışında hiç bir şey var veya yok olamaz. Cenâb-ı Hakk'ın "irade" sıfatı, mümkün veya câiz olan şeylere taalluk eder. O'nun iradesi o şeyin olması veya olmaması şıklarından birini tercih eder. Tercih ettiği cihete iradesini taalluk ettirince, o şey de ya hemen oluverir veya olmamasını tercih etmiş ise, o şey olmaz, yok olur. Bu anlamda Yüce Allah'ın iradesini iki şekilde anlamak kabildir a Tekvinî kevnî irade Bu iradeye "meşiyyet" de denir ki; bütün yaratılmışlara şâmildir. Bir şeye taalluk edince, o şey olmamazlık edemez, her halde vuku bulur. Bu anlamda Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَن نَّقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ "Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, sözümüz ona sadece "ol!" demektir ve o hemen oluverir"[10]. b Teşriî dinî irade Bu irade Cenab-ı Hakk'ın muhabbet ve rızası demektir ki; bu mânâda irade ettiği şeyin herhalde meydana gelmesi vâcib değildir. Çünkü kulların işleriyle ilgilidir. Bu mânâda Yüce Allah; يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ "...Allah size kolaylık murat eder, zorluk istemez" buyuruyor[11]. Bunun anlamı "şayet siz kullar, Allah'ın rıza ve muhabbetinin hilafına zorluk, kötülük, isterseniz; kendisi bunları istemediği dilemediği halde, siz istediğiniz için yaratır; zorluğa ve kötülüğe rızası yoktur" demektir. 4. Kudret Sıfatı Allah Teâlâ'nın bütün mümkünata gücünün yetmesi, her türlü tasarrufta bulunması demektir. İradesiyle bütün mümkünatı kuşattığı gibi, kudretiyle irade ettiklerini bir fiil meydana getirerek, yaratarak bunlara kadir olur. Allah Teâlâ'nın nihayetsiz, bitmek tükenmek bilmeyen kudreti vardır. Bu sıfat da diğerleri gibi ezelî ve ebedîdir. Ezelî olan bu kudret sıfatıyla, her hangi bir şeyi dilediği gibi yapmaya kadirdir. O'nun kudretinin erişemeyeceği, bu kudretin dışında kalan hiç bir şey yoktur. Nitekim Yüce Allah; إِنَّ اللَّه عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ "Muhakkak ki, Allah her şeye kâdirdir, gücü yetendir" buyurmaktadır [12]. 5. Basar Sıfatı Cenâb-ı Hakk'ın görmesi demektir. O her türlü vasıta, organ ve bağıntılar olmaksızın her şeyi görür. O'nun görmesi, göz gibi bir organa, ışığa, uzaklığa ve yakınlığa bağlı değildir. Yüce Allah'ın görme sıfatı da ezelîdir, sonradan olma değildir. Bu sıfat da bütün mevcudâta, görmek şanından olan her şeye taalluk eder. O'nun görmesinin dışında kalan hiç bir mahlûk yoktur. İnsanın görmesi sınırlıdır, görme organından mahrum olanlar göremezler Ayrıca aydınlık, karanlık, uzaklık, yakınlık ve daha dünyadaki nice olay, görmeye veya görmemeye etki etmektedir. Allah Teâlâ'nın görmesi hiç bir şeyden etkilenmez. Bu sıfatla ilgili Kur'ân-ı Kerim'de yüzlerce ayet yer almaktadır. Meselâ; Bakara süresi 233. âyet şöyle son bulmaktadır وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ " ... Biliniz ki, Allah, şüphesiz yaptıklarınızı görür ".[13] 6. Semi' Sıfatı Yüce Allah'ın işitmesi, duyması demektir. O bu sıfatla ezelde muttasıftır. O, her çeşit, her kuvvette ve zayıflıktaki sesleri işitir, duyar. İşitilmek şanından olan her şeyi işitir. Allahu Teâlâ'nın işitip duyması, kulların işitmesi gibi, bir takım kayıt ve şartlara, vasıtalara ve organlara bağlı değildir. O, işitilmek şanından olan her şeyi, en gizli ve pek hafif sesleri, fısıltıları bile duyar. Özellikle kullarının duâlarını, zikirlerini, gizli ve aşikar niyazlarıyla yalvarışlarını işitir, kabul eder ve mükâfatlandırır. Bu sıfatla ilgili pek çok âyet vardır, ekserisi görmek sıfatıyla beraber yer almaktadır. Meselâ; Nisâ suresi 134. âyet şöyle nihayet bulur وَكَانَ اللّهُ سَمِيعاً بَصِيراً "...Allah işitir ve görür".[14] 7. Kelâm Sıfatı Yüce Allah'ın söylemesi ve konuşması demektir. O, harf ve seslere muhtaç olmadan konuşur ve söyler. Allah`ın "Kelâm" sıfatı, ezelî ve ebedîdir; yüce zatı için vacib olan sıfattır. O'nun dilsiz olması, konuşamaması düşünülemez. İşte yüce Rabbimiz bu sıfatıyla peygamberlerine söylemiş, emirler vermiştir. Kitaplarını ve şeriatini bu kadîm kelâmıyla bildirmiştir. O, kelâmını dilediği zaman, kendi zatına ve şanına layık bir şekilde meleklerine bildirir, işittirir ve anlatır. Bunu yaparken harflere, seslere, hecelere ve kitabete yazıya muhtaç değildir. Yüce Allah'ın dilediği şeyleri, emir ve yasaklarını peygamberlerine ya Cebrâil vasıtasıyla veyahut doğrudan doğruya vahy ve ilham etmiş olması da bu "kelâm" sıfatının bir tecellisidir. Cenâb-ı Hakk'ın, peygamberleriyle tekellüm ettiğini konuştuğunu gösteren âyetler vardır. Meselâ; Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır وَكَلَّمَ اللّهُ مُوسَى تَكْلِيماً "Allah Musa'ya hitabetti" veya "Âllah, Musa'ya da hitab ile konuştu"[15]. Ayrıca Bakara suresi 253. âyette de şöyle buyurulmuştur تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ " ... Onlardan Allah'ın kendilerine hitab ettiği konuştuğu, derecelerle yükselttikleri kimseler vardır..."[16] 8. Tekvîn Sıfatı Allah Teâlâ'nın bilfiil yaratması, yoktan var etmesi demektir. Allah'ın bu sıfatı ezelidir. Tekvîn sıfatı da diğer sıfatları gibi, O'nun yüce zatıyla kaim ve O'nun hakkındâ vacib olan sübutî sıfatlarından biridir. Tekvin sıfatı, irade sıfatının muktezasına göre, mümkünâta tesir eder, yaratır ve icad eder. Nitekim Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurur إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئاً أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ "Bir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu, sadece o şeye "ol!" demektir ve o hemen oluverir"[17]. İşte bütün bu kâinatın ve içindeki varlıkların yaratanı, icad edeni, Yüce Allah'tır. Bunları var edip etmemeye muktedir olan gücü yeten Allah Teâlâ, "İrade" sıfatıyla ezelî ilmine uygun olarak var olmasını, icad edilmesini irade buyurmuş dilemiş ve Tekvîn sıfatıyla yaratıp icad eylemiştir. Yüce Allah'ın alemleri yaratmak, rızık vermek, nimetler ihsan etmek, yaşatmak, öldürmek, diriltmek, azab etmek, mükafatlandırmak gibi bütün fiilleri Tekvîn sıfatına râcidir, yani Tekvîn sıfatının taalluklarının başka başka olmasıyla bu isimleri alır. İşte Tekvîn sıfatının bütün bu taalluklarına "sıfât-ı fiiliyye" de denir. Allahü Teâlâ'nın yüce zatına mahsustur. O'nun yüce zatı için vacib olan sıfatların hepsi, görüldüğü gibi, ayetlerle sabit olduğundan, bütün İslâm âlimleri arasında bu konuda ittifak vardır. O'nun bu sıfatlarla ezelde muttasıf olduğunda şüphe yoktur. Yukarıda da ifade edildiği üzere, Yüce Allah, zatında, sıfatlarında, işlerinde, fiillerinde bir tekdir; O'nun eşi, ortağı ve benzeri yoktur. O'nun sıfatları ve işleri de yüce zatına mahsustur. O'nun yüce zatı ve varlığı kabul edilip tasdik edilmeden, yukarıda sayılıp açıklanan sıfatlardan ve O'nun güzel isimlerinden söz etmek de mümkün olamaz. Zira bu sıfatlar ve isimler, O'nun yüce zatının ve varlığının zorunlu bir gereğidir. Ne bu zat, bu sıfatlarsız; ne de bu sıfatlar, bu zatsız olur. Yine dikkat edilecek olursa, bu sıfatların her biri açık ve seçik olarak Kur'ân âyetlerine dayanmaktadır. Yani, bizzat Yüce Allah, kendisini bu sıfatlarla vasıflandırmıştır. Böylece O'na olan inancımız daha da kuvvetlenmektedir. Çünkü bu sıfatlarıyla O'nu daha iyi anlayabiliyoruz. Yoksa O'nu her hangi bir şeye hâşâ benzetmek gibi bir gaye için asla değildir. Bütün bu sıfatlar O'nun yüce zatına yaraşır bir tarzdadır. Biz bütün bu sıfatların asıllarına imân ederiz; fakat keyfiyetlerine, nasıl ve nice olduklarına dair her hangi bir şekilde söz söylemeyiz. Bu konuda söz etmeye de bilgilerimiz yeterli değildir. [1] Not Bu VAAZ ``Şamil İslam Ansiklopedisi``nden iktibas edilerek hazırlanmıştır.. [2] Haşr suresinin 22 [3] Hadid suresinin 3 [4] Rahman suresinin 26. ve 27 [5] İhlâs Suresi [6] Şûrâ suresinin 11 [7] Al-i İmrân Suresinin 2 [8] Furkân, 25/58 [9] Al-i İmran, 3/29 [10]en-Nahl, 16/40 [11] el-Bakara, 2/185 [12] el-Bakara, 2/20 [13] Bakara süresi 233 [14] Nisâ suresi 134 [15] en-Nisa, 4/164 [16] Bakara suresi 253 [17] Yasin, 36/82
allahın vücut sıfatı ile ilgili ayetler