♣️ Mektup Şiiri Ahmet Muhip Dıranas

AhmetMuhip Dıranas ın 40 yıl evli kaldığı eşi Münire Dıranas , Fahriye Abla nın kimliğine ilişkin ilginç tespitler yapıyor: – Halk bu şiire bayılıyor! Ben evlendiğimde Fahriye kim bilmiyordum. Bu ünlü şiiri öğrenince ‘Kim bu Fahriye?’ diye sordum. İlişkisi olan bir komşusuymuş. Türk şiirinin önde gelen isimlerinden şair ve yazar Ahmet Muhip Dıranas vefat yıldönümünde anılıyor. Aşkın, doğanın ve hüznün şairi Ahmet Muhip Dıranas Ankara'da 71 yaşındayken 21 Haziran 1980'de vefat etmişti. Ahmet Muhip Dıranas, Galip Efendi ile Seniha Hanım'ın oğlu olarak 1909'da dünyaya geldi. AhmetMithat Efendi Avrupa’da Bir Cevelan Gezi Ahmet Mithat Efendi Üss-ı İnkılâp Tarih Ahmet Mithat Efendi Menfa Hatıra Ahmet Muhip Dıranas Şiirler Şiir Ahmet Muhip Dıranas O Böyle İstemezdi Düz Yazı Ahmet Muhip Dıranas Gölgeler Tiyatro Ahmet Rasim İlk Sevgi Ahmet Rasim Leyal-ı Istırap Ahmet Rasim Afife AhmetMuhip DRANAS - Kar. KAR. Kardır yağan üstümüze geceden, Yağmurlu, karanlık bir düşünceden, Ormanın uğultusuyla birlikte Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte Kar yağıyor üstümüze, inceden. Sesin nerde kaldı, her günkü sesin, Unutulmuş güzel şarkılar için Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan, Rüzgâr gibi tâ eski Ortaokul ve liseyi "Taş Mektep" olarak anılan Ankara Erkek Lisesi'nde okuyan şairin "Bir Kadına" adlı ilk şiiri, 1926'da "Muhip Atalay" imzasıyla Milli Mecmua'da yayımlandı. Dıranas, lisedeyken usta edebiyatçılar Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi oldu ve Fransızca öğrendi. Lise yıllarında ise Cemal Süreya, iyice edebiyata yönelir. Edebi araştırmalar yapan Cemal Süreya bu yıllarda I. Yeni şiiri ile ilgilenmektedir. Bu yıllarda Ahmet Muhip Dıranas ve Özdemir Asaf gibi isimleri fazlaca okur. Üniversite yıllarında ise Cemal Süreya çeşitli takma isimler ile muhtelif dergi ve gazetelerde yazılar yazar. AhmetMuhip Dıranas . Bütün sevgileri atıp içimden, Varlığımı yalnız ona verdim ben, Elverir ki bir gün bana derinden, Ta derinden bir gün bana “Gel” desin. Ahmet Kutsi Tecer Yeni mektup aldım gül yüzlü yârdan Gözletme yolları gel deyi yazmış Sivralan Köyü’nden bizim diyârdan Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış CzCyB. OLVİDO Hoyrattır bu akşamüstüler saltanatıyla gitti mi bir defaYalnızlığımızla doldurup her yeriBir renk çığlığı içinde bahçemizden,Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdanLavanta çiçeği kokan kederleri;Hoyrattır bu akşamüstüler daima. Dalga dalga hücum edip pişmanlıklarUnutuşun o tunç kapısını zorlarVe ruh, atılan oklarla delik deşik;İşte, doğduğun eski evdesin birdenYolunu gözlüyor lamba ve merdiven,Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşikVe cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar… Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledirKağıtlarda yarım bırakılmış şiir;İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşıHatırlar bir gün bir camı açtığını,Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı…Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir. Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazlaHalay çeken kızlar misali sizler! ey geçmiş zaman etekleri,İhtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerdenAyışığı gibi sürüklenip giden;Geceye bırakıp yorgun erkekleriSalınan etekler fısıltıyla, nazla. Ebedi âşığın dönüşünü beklerYalan yeminlerin tanığı çiçeklerArtık olmayacak baharlar ömrün en güzel türküsü aldanış!Aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış;Her garipsi ayak izi kar içindeDönmeyen âşığın serptiği çiçekler. Ya sen! ey sen! Esen dallar arasındanBir parıltı gibi görünüp kaybolanNe istersin benden akşam saatinde?Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;Hatıraların bu uyanma vaktindeSensin hep, sen, esen dallar arasından. Ey unutuş! kapat artık pencereni,Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;Çıkmaz artık sular altından o duman yükselir gibidir kederdenMacerası çoktan bitmiş o gecenle yayıl dört yanımaEy unutuş! kurtar bu gamlardan beni. Serenad.. Yeşil pencerenden bir gül at banaIşıklarla dolsun kalbimin işte mevsim gibi kapına,Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ. Açılan bir gülsün sen yaprak yaprakBen aşkımla bahar getirdim yollardan geçtiğim uzakiklimden şarkılar getirdim sana. Şeffaf damlalarla titreyen ağırGoncanın altında bükülmüş her sak;Seninçin dallardan süzülen ıtır,Seninçin yasemin, karanfil, zambak… Bir kuş sesi gelir dudaklarındanGözlerin gönlümde açar nergisler,Düşen bin öpüştür yanaklarındanMor akasyalarla ürperen seher. Pencerenden bir gül attığın zamanIşıklarla dolacak kalbimin içi..Geçiyorum mevsim gibi kapından,Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ. 1939 Bin dokuz yüz otuz dokuzKaranlıkların içindeÖlülerle yaşıyoruz. Puslu havayı sever kurt;Kaplamakta gökyüzünüKurşundan ağır bir bulut. Her şey uyuduğu zamanKıracak zincirleriniGecede uyanık duran Ahmet Muhip Dıranas Adamlar Sönmüş saçlarında son damla ışık,Bir düş’ün içinde gibi her akşam-Ve yüzleri duman kadar dağınık-Geçer bu sokaktan binlerce adam. Umut gözlerinde ölü bir bakış,Çığlık bir bükülüş dudaklarında;Bulamadıkları nedir ki, yaz kışDolaşırlar şehrin sokaklarında? Sanki yalvaran bir duadır onlar,Belki tanrılara açık vesvese,Bir nehir. Bu nehir her akşam akarDerinden ruhları çağıran sese. Ahmet Muhip Dıranas Ağıt….. Bir sevdiğim güzel vardı, bu evrenden vazgeçti;Sevdiğini yitirenin hali nice olur boylum, güvercin bakışlım, şimdi n’etmeli?Sevip koklamadım, doyamadım; benden vazgeçti. Benim varımdı o, benim tadım, benim ereğim;Direğimdi, kırıldı da çöktüm, bir oldum canım, kuşlarla, böceklerle, bitkilerle;Gel sevdiğim, gel güzelim, gel gülüm, gel direğim! Rüzgarlar üşüttü onu, kuzeyden esen yeller,Boz bulutlar öyle benzini soldurdu, dert sanırım, bu sümbül o sümbüldür! elbet çiçeklerle bile açmaz onu bu iller. Bu gamlı güz akşamı, yola düşmüş hali midir?Edalı boyuna göz mü değdi, dil mi uzandı,Ya ala gözlü görke yüzünü kimler kıskandı,Üzerine eğildiği sular vebalı mıdır? Garip kişi! gez git gayrı bu dağları dul, dağların güzeliydi o, güzellerin garib olur garip kişinin yavuklusu;Büker de boyuncağzını kor gider melul mahzun… Ahmet Muhip Dıranas Atlıkarınca Ne çektik böyle gülünceye dekEh, şeniz işte hep bu düğünde!Karım şen bir deliler evinde,Yirmisindeki hemşirem Van’da,Babam tenha tezgahının üstünde,Ben bir hayal atının sırtındaVe anam mahzun… ölünceye dek. Ayaklar Ölmüş o, ayrı düşmüş sürüden,ayakları dışarda örtüden. Ölmüş herkes gibi ölen insan,Yalnız ayaklar kalmış yaşayan. Ardından ölüme düşen başınİki kardeş bakakalmış şaşkın. Der ki, bu ayakları görenler,Başım değilmiş düşünen meğer. Ayaklarım, az gide uz gide,Ayaklarım, ümitler peşinde!Yolcu ölmüş; işte ayaklar hür!Yolcu ölmüş; ayaklar düşünür… Aynalar.. Gençliğimi kaybettim birtakım odalarda;Kaybolan gençliğimi aradığım aynalardaÖlüler dolaşıyor böğürlerinde elleri,Aynı şeyi arayan akraba bir taze kadın yaşlılığı arıyor;Yaşlılığım, yaşlılığım! Diye dökülüyor baktığı aynaların;Söndürüp yürüyor bir bir aynaları kadın. Ayrılış Gün batıyor, gün batıyor,Veda etsem kanlı bir denizeDönüyor, sizi bıraksam. Gün batıyor, gün batıyor,Evimi, eşyamı, paramıNem varsa yaksam ve bir anKaybetsem kara bir dumanArkasında hafızamı, Koşsam, koşsam, koşsam, koşsam… Ayışığı Yüzün beyaz, abajur yeşil, gece mor;Esrimiş kalbim, şarkısını yanın avuçlarıma dökülüyorÇeşmeden akan suyun berraklığında. Dolaşan bir dudak mı var saçlarını?Ay tırmanıyor zeytin bulutlar gece yamaçlarınıOtlayıp yayılıyor gök kırlığında. Üzerinden örtüyü mü çekti bir el?Gece ayaklarından akıp giden sel;Seyrine doyulmuyor ruhunun, güzelBu manzara gibi, bu ayışığında… Yeniden yarattı seni gizli bir el! Bahar Şarkısı.. Titrek bir damladır aksi sevincinYüzünün sararmış yapraklarındaNe zaman kederden taşarsa içinŞarkılar taşırsın hülyama sesten örgülerBir çini vazodan dökülen güllerGibi hülyada fecirler gülerBuruşmuş bir çiçek parmaklarında. Gözlerin kararan yollarda üzgün,Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün;Süzülüp akasya dallarından günErir damla damla ayaklarında. Sesin perde perde genişledikçeSolan gözlerinden yağarken geceSürür eteğini silik ve inceBir gölge bahçenin uzaklarında. Sen böyle kederden taştığın akşamDerim dudağında şarkı ben olsamGözlerinde damla, içinde gamEriyen renk olsam yanaklarında Balad… Yağmurlar dindiği zamanGeleceksinKi karanlık söndüğü zamanGüleceksinKi karanlık ölümdür. Karanlığımda dişlerinParıldar kiYine görüneceksinKuraklığımda düşlerinIşıldar kiYine arınacaksın. Bekliyeceğim elbetteGelişiniYaşamak başka nedir;İsterse ta kıyameteİlle seniKi bu aşk başka nedir. Bütün ömrümüz onunlaBöyle geçti;Toprakla gök arası,Varla yok arası öyle;Derken yalvarası Tanrım merhamet et kula. Ben Bir Yıldızım Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında,Sağa bakarım, sola bakarım, eyvah,Yapayalnızım yıldızlar bitmez düzelikte akşamla sabah. Alabildiğine bana vermişler, “al! ”Dayanılmaz boşluğuyla bu evreni“Bu gerçek, bunu al! Bu düş, bunu da al! ”Ne ki varsa, bana yazılmış nedeni. Mutluyum, bu güzel, bu tek yıldızlıkta;Milyonlarca sunu, adak sana, tanrım!Ama kalbim çatlayacak yalnızlıkta,Hiç olmazsa bir ayna ver bana, tanrım! Bir Sokak Dün gece lambaların kör ışığı içinde-Herkes ömründe bir kez olsun o yoldan geçer___Bir sokağa düştüm ki her köşede bir gölge,Her pencerede bir baş, her kapıda bir fener. Onların iki yana dizili yüzlerindeKalmamış gibiydi bir damla ışıktan eserVe körler gibi, sanki elleriyle derindeYitmiş hayallerini arıyorlardı yer yer. Balkonundan sarkarak biri Yavrum, diyorduHatırlamaz olmuşsun artık eski karını;Göğsümde geçirdiğin sevda akşamlarını.’ Biri memelerini gösterip gülüyorduPencereme bakmadan geçme öyle, güzelim!Ben Leyla’dan sevdalı, Zeliha’dan güzelim.. Büyük Olsun Ben büyük şarkıları severim; büyük olsunDeniz gibi, gökyüzü gibi herşey ve seni aşk ölümsüzdür gönlümceAşıksam kadınım değil tanrıçasın, yolculuğa çağırır durur da beniGitmem düşünerek geri döneceğim büyük rüzgarları severim büyük olsunAşkım da, özlemim de hepsi, herşey ve bir yanınca Kerem misali yanmalı,Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı. Darağacı Ve günlerden bir gün, bir sabah erkenKuşluk vaktinde, bülbüller öterkenKentin meydanında bir boşlukta bir sabahın yolu alnındanVe yalın ayakları bir gecede…Yeni yollarını mı düşünmedeBu ayaklar? .. son durağına kadarNe uysal yürümüştür bu ayaklar! Esintili alanda üç beş adam;Uykusuz yüzleri donuk birer cam,Bakadurmuşlar öyle… ve garibi,Hepsi ayrı ayrı asılmış de aralarında üç beş adam;Uzatsam elimi, alnını tutsam,“Uyan, kardeşim! Desem, bu uykudan”,Yüzünü kapardı hemen, korkudan. Çekilirken gece batıya doğru,Konmuş da bir çatıya karga ruhuSöylenip duruyordu “Gün doğmadaBen miyim bu? ben mi, bu baş bu eller,Bu ayaklar? .. ya hani nerde yollar? ”Anlamamış ne olup bittiğiniZavallı karga; atın bir göğe, bir yere bakıpÖlüyü ölüye çekiştirir hep.“Niye geldin bu çıkmaza, be ayak?Var mı beni boşlayıp, burda barınmak?Ben insanoğlunun aynası mıyım?Şu garip yolcunun aynısı mıyım?Benzeten kim bana bu dağarcığı*Orda sadece bir darağacıVe onda rüzgarla sallanan bir dal! ..Yalnız, beni düşünür gibi bir hal! ” Bir yağmur gölcüğü yerde akşamdan,İçinde titrek bir yansı idamdan… Bu biçim üzre bitecekken gece,Dağılacakken artık seyirci de,Birden, kargalarla doldu gök asılmışların ruhlar sürüsüTamusal bir koroyla, dişi erkek,Alçalarak, yükselerek, dönerek,İlenirlerdi bağrışa çağrışaHem asılana, hem asan nebbaşa “İşte Ölen, ama işte Öldüren,İşte Bulan, ama işte Bulduran,Filozof ve kurtarıcı, hem yalvaç,Hem doğrucu bir ruh ve de yalancıVe siyasacı ve hakcı ve hırsızVe can çalan ve övüngen ve arsız…” Gün doğmak üzre, eşya kabarıyor,Yeryüzünün çatısı ağarıyor;Acı bir gün! Karga ağlanır durur,Adam darağacında sallanır durur.. Esenlik Size O gün bu gün size özendimHer yerde, hava, toprak, denizBir serüvendi, gökteysenizÇıktım, yok, yerdeyseniz indim İlkin, size içkiyi tattırdımÖmür boyunca sarhoşsunuzNe açsınız artık ne susuzSizsiz ben de susuz kalırdım Size geceyi de öğrettimOnda düşlerle çoğaldınızYaşantıda yorgun ve yalnızDeğilsiniz; sizi ürettim Biterdi belki bir uykuylaHer şey ve tadından ötürüGördünüz ki bundan ileriBir şey var çağıran tutkuyla Çağırdım, çağırdım, çağırdımBir böcek gibi titreyerekKoştunuz tükeninceye dekHa bir adım, daha bir adım Sizi ölümle perçinledimBana… ve sımsıkı ve sıcakÜşürdünüz ah, çırılçıplakÖlüm döşeğinde; önledim Size yani günahı sundumÖptünüz ve güzelleştinizÇirkindiniz ilkin, tek ve pisIrmak oldunuz, sizde yundum Şimdi olay, hep ya hiç gibiVardan ve yoktan özge bir şeySevgiden de öte bir düzeyOlmak ya da olmamak belki Evreni Sevmek Ki Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,Ama şiirlerimle seni doyuramam ki;Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,Daha ötelerine, daha… buyuramam ki. İnsanı insan diye sevmişim, hep severim;Ve onu tanrılara karşı bile bütün bir evreni sevmişim; alın terimVar evrende; öz, üvey diye ayıramam ki. Güzellikleri alır satarım, gel işim tellalıyım ben; alan var mı? neşem yüceltirim insanlığı, işim bu,Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki. İnsanoğulluğunu kulluk diye almışsın!Düşüncenin orakla biçilmesine karşınBir geleceğin dulda düşlerine dalmışsın;Bu derin aldanıştan seni uyaramam ki. Kim zafere erecek? Zafer ne? Bir akşamdaGüneşi bağlamaksa geceye karşı, ya daHaykırmaksa, gür… varım, bir güldür açan, amaKini bir hançer gibi kından sıyıramam ki. Hep Tanrı mı gerek, ey tapınağı dünyanın,Özgürlükler üstünde?.. Bir yüce aramanınYıldızsal kulesinden sesleniyorum kalkın!Duyuramam ki ama beni, duyuramam ki.. Gece.. Ah, sen ey, ölüm kadar sonsuz olanVe dar bir tabut gibi rahat uyku!Islak geceyi örtün kalbim, uyu!Artık uykuyla tek başına kalan Ruhum gemiler uğramaz bir liman Bir tanrı gibi her tarafta korku;İşliyor bütün saatler kurmadan,Dışarda yağmur yağıyor durmadan,Görmüyor pencereler sonsuzluğu. Beni dibine çeker misin kuyu! Bitti gücüne güvendiğim zaman,Gökler yakın bir ayrılıkla dolu;Aynasında yüzüm dalgalanan su,Nağmesine vurgun olduğum umman. Al beni rüzgar! Kül et beni volkan! Toprakta o baş döndürücü kokuVe ölüm, gece ucundaki yetiş, ey pişmanlık! İşte yamanBir gecedir, yaman bir gecedir bu. O derin gözlerin ne güzel, puhu! Gerçek Uyandığı zaman gökte yıldızlarİnsan düşünür belki de Allah var!Tanrısal bir öpüştür soken şafak. Ne hoştur insanın bir gül açası,Koşan göklerde kuş gibi uçası,Bulutlarla yağmur olup ağlamak. Gitmek, sona ermeden… bir zamanda…Başıboş bir tekne gibi ummanda;Fırtınalarda ne yelken, ne bayrak. Fakat beni sen uyandır, ey zeka !Bak, işte önümde her günkü çorba,Ekmek, kaşık ve kasesiyle bu aşk. Sarhoş eden, davet eden bu ölümİçinde ben salt bir ademoğluyum,Korkan, ölüsünü hatırlayarak. Ey, ışığın boşandığı gerçek düş !Bütün zamanı kucaklayan öpüş ;Yaşamak… eken insan, veren toprak. Hatıra Dün, bir gölge gibi geçti yanımdanOydu, bir bakışta tanıdım onu;Rüyalarıma tayf halinde konan,Peşime bir korku gibi düşen o. Bazı yapraktı, bazı bir aydınlık olup, süzülür giderdi baharSabahının fecri vururken cama. Ayakları kumda bırakmadan izYanıma geldiği hep gecelerdi;Sanki bir lahitten kalkar ve sessizUzak bir maziye dönüp giderdi. Bir avuç ışıktı incecik yüzü,Gözleri geceler gibi derindi;İçine başımın her an düştüğüAvuçları sudan daha serindi. Geçerken dün yoldan, ruhumu saranBir gölge halinde ve ağır ağır;Tanıdım; o, yâdı hoş zamanlardanSeven ve yaşayan bir hatıradır. Mektup Dost dost diye deli derviş gezdiğim, Bir ağladığım, bir güleyazdığım, Adını dağa taşa kazıdığım Benim bir tanem dost, gözümün nuru! Tutmaz elim, topal ayağım uğru, Amansız kara bahtımdan ötürü Kan ter dolandığım yollar gölgesi, Kara ekmeğimin akça mayası, Susayınca çağıldak sular sesi, Ay aydınlığım, gün ışığım, canım, Bayramım, bolluğum, yemişim, yenim Göz yaşımı gözden gizli silenim! Pek garipçe kaldım köyümde ıssız, Otsuz ocaksız, akılsız, ayvazsız. İki elin kanda olsa durma tez Dağ başını duman almadan beri, Eyüp sabrım, eyi düşlerim yoru, Yet bu yana! Avareyim, yet, yürü! Ahmet Muhip Dıranas Ahmet Muhip Dıranas… Üç kelimelik bir şiir gibi. Gibi değil, öyle. Uzun bir ’I’’ gibi baş verir döşümüzde. Şiirlerini açıp okuyunca, hemen hemen her birinde, sevginin, insan kalma arzusu ve çabasının tadını yakalamak mümkün. Ahmet Muhip Dıranas bu yüzden eşi Münire Dıranas’a ithaf ettiği ve yazdığı tek şiir kitabı olan Şiirler adlı eserine şöyle bir not düşmüş ’Bu kitapta savaş sözcüğünü bulmayacaksın. Kaldı ki, esinim senden gelir.’’ Ne vardır peki Dıranas’ın şiirlerinde sahiden? Sadece güzel komşumuz Fahriye Abla mı? Hayır, aksine Dıranas’ı öldürendir Fahriye Abla. Dıranas çok daha fazlasıdır ve Fahriye Abla gerçekten bir komşudur. Nasıl bir komşu? Tahayyüllerle, imgeler ve metaforlarla yüklü değil, pencere önlerinde, saksı başlarında arz-ı endam eden bir komşu. Sinemaya da uyarlanan ilk şiir olma özelliğine sahip olan Fahriye Abla, Dıranas’ın gençlik arzusunu alevlendiren bir kadın. Dıranas’ı özgün kılan da budur biraz. Yaşadığını, hissettiğini yazar. İlham derdi pek yok gibidir, bu sebeple sembolizmin anlaşılmazlığına başvurmaz, şiirleri berraktır. Hem de bildiğimiz berraklıktandır. Fahriye Abla o yüzden kanlı-canlıdır karşımızda. Ahmet Muhip Dıranas, şairliğinin yanında nesir yazılarıyla da bilinir. Döneminin ünlü gazetelerinden Zafer, Ulus ve Vatan’da yazıları yayımlanır. Bu gazetelerde günlük atmosfere dair yazılar yazar. Dıranas’ın asıl entelektüel derinliği gazete yazılarından daha net anlaşılır. Müthiş bir edebî birikimi vardır, mitolojiye aşinadır. Doğu ve Batı edebiyatını özümsemiştir. Ülke sorunlarına da duyarsız değildir. Ölümünden sonra Yazılar adlı kitapta toplanan yazılarında yer yer militarist söylemler göze çarpsa da, bir bütün olarak değerlendirildiğinde Dıranas’ın kalemi barışçıdır. Tabulara/kalıplara dokunur, eleştiriler getirir. En çok değindiği konular orman mevzusu, sanata olan duyarsızlık ve politik basiretsizliktir. Özellikle orman/ağaç kıyımı hakkında Dıranas’ın kalemi kanatıcıdır. Yazılarının 5/1’i buna ayrılmıştır, desek abartmış sayılmayız. Ahmet Muhip Dıranas, şairliğinin yanında nesir yazılarıyla da bilinir. Hâl böyleyken Dıranas nesir yazarlığından ziyade, şairliğiyle bilinir. Dıranas, salt bir şiir yazan değil, şiire kafa yorandır. Çok sevdiği dostu – bizim de çok sevdiğimiz- Cahit Sıtkı Tarancı’yla şiirde sese ve biçime önem veren gayretlere girişiyorlar. Dıranas’ın Tarancı’yla giriştikleri bu eylem şiirlerinde vücut bulur. Dıranas’ın şiirlerindeki uyak/kafiye dizimi ağzı yormaz. Kafiye, kelimenin özgül yapısı ve telaffuzla yoğrulunca kendini hissettirir. Uyum, kelime bitince çınlar havada. Yani, kafiye gibi durmayan, ama kafiye gibi kafiyedir bu şiirler. Dize dizimleri de öyledir. Farklı şiirlerde, farklı kalıplarda dizilseler de, her biri kendi içinde gözü yormaz. Sesin ve şeklin hoş bir uyumu vardır. Dıranas, Cahit Sıtkı gibi karamsar değildir. Ve eşi Münire Dıranas’ın iddia ettiği gibi bohem de.. Tabi şiirleri için konuşuyoruz biz. Çocuğu olmadığından, baba olamadığından dolayı hayatı boyunca bohem bir hayat yaşadığını söyler Münire Dıranas. Dıranas’ın fotoğraflarında sezilir bu. Meyûs bir bakışa sahiptir. İçrek ve derin… Fakat şiirleri? Hayır, asla.. Dıranas’ın şiirleri ne Cahit Sıtkı’nın şiirleri gibi çıkmaz sokaklardan ve dönülmez yollardan oluşur, ne de eşinin söylediği gibi bohemlik taşır. Belki fazlaca lirik, belki fazlaca arzu ve özlem.. Ama asla karamsar ve bohem değil.. Dıranas doğaya tutkundur. Şiirlerinde ve nesirlerinde sıklıkla işler bunu. Uzun, destansı Ağrı şiiri Ağrı için yazılabilecek en iyi güzellemelerdendir. Yamacına uzanmış, öyle yazmış gibidir şiiri. Ki bu muhtemeldir. Zira, Dıranas Ağrı’da yapmıştır askerliğini. Bunun yanında Dıranas’ın hemen her şiirinde bir ağaç, bir yıldız, bir rüzgâr, bir park baş verir. Bu, salt bir pastoral tasvir değildir, bilakis iç gıdıklayan bir arzu uyandırır içlerde. Arzu demişken… Dıranas’ın şiir dilinde arzu/tutku hafiften hissettirir kendini. Bahar Şarkısı şiiri bir arzu dışavurumudur. O kadar ustaca işler ki, bunu bazen aşikâr, bazen de gizli-saklı yapar şairimiz. Bir de Parkta Serenad şiiri vardır ayrıca. Adeta bir sahneyi canlandırır … Parkta Serenad – Ahmet Muhip Dıranas ’Bir kedi sever gibi okşasın istiyorum Parmakların saçlarımı. Bu gece bütün ömrüm yaşasın istiyorum Doyur bütün açlarımı! Birleşelim bu gece tek bir göğüste atan Kalbinde bin sevişmenin. İçsem şu damlayan ayışığını dallardan Ak südü sanki memenin. Ölsek bile ne çıkar! tek böyle sarmaş dolaş Şuracıkta sabah sabah Birbirinde başlamış, birbirinde tükenmiş İki ölücük… – Kah kah kah… Erkek susamış yılan gibi sokulgan, kıvrak Uzanıyor gözlerine; Bir şey boşalıyor lık lık lık, kadında sıcak Bir kan gibi ta derine.’’ Ahmet Muhip Dıranas, estetik kaygının şairi. İyi hislerin dışavurumcusu. Şiirleri hüznü ve sevinci yarıştırır, sevinci galip çıkarır hep. Yunan lirizminin havası sezilir kimilerinde şiirlerinde. Kimileri, müziğe dökülse çok güzel gece şarkıları olabilecek kalitede.. Hep tanıktır Dıranas, o şiirin anlattığı yerdedir. Yoksa ’Akşamla ebedî kızlar anne oldu’’ dizesi başka nasıl yazılır? “Onu sevmekle geç, ey yaşamak!”* Düz yazı da bile bir musiki ahengi aradığımdan mıdır nedir, şiirden söz açıldığında ilk aklıma gelen isimdir Dıranas. Şiirde yarattığı musikiyle baştan sona “ses”tir ve bu özelliğiyle de diğerlerinden bir adım önde durur. İç-sese olduğu kadar dış-sesin ritmine de önem vermesi ve bunu uyaklarla sağlaması, şiirindeki sesin çağıldamasına, okuyan ruhun hazla dolmasına yol açar. İflah olmaz bir romantizmle yükler yüreğimizi. “Yeşil pencerenden bir gül at bana / Işıklarla dolsun kalbimin içi / Geldim işte mevsim gibi kapına Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ. … Bir kuş sesi gelir dudaklarından / Gözlerin gönlümde açar nergisler / Düşen bir öpüştür dudaklarından / Mor akasyalarda ürperen seher.” ** Henüz lisede okurken edebiyat hocaları olan ve tarafından şiire yönlendirilir. Bu yönlendirilişte elinde Tanpınar’ın hediye ettiği Elem Çiçekleri, vardır. Aynı yıllarda genç Dıranas Fransızcayı Baudelaire’in şiirini daha iyi anlamak için öğrendiğini söyler. Hece ölçüsü sınırları içinde kalarak, ama vurgu ve durak yerlerini değiştirerek az ve özgün şiirler yazan Dıranas, hece şiirinin son kuşağı şairleri arasında yer alır. Aynı zamanda Batı şiirine en yakın olan ve kendinden sonraki şairler üzerinde uzun süre etkili olandır da. Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Sait Faik, Dağlarca, v e Şevket Rado gibi dönemin genç şair ve yazarlarından oluşan edebi bir çevre içinde bulunan Dıranas’ın, kendine ait sembolik, romantik ve empresyonist bir şiir dünyası vardır. Müziği şiirin vazgeçilmez bir parçası olarak kullanımı ve kapalı anlatımlara yer verişiyle sembolik, şiire tarihi bir arka plan verişiyle romantik, dış dünyaya ait görüşlerini duyguların süzgecinden geçirip yazmasıyla empresyonist bir şairdir. Gece, Selam, Hatıra, Bahar Şarkısı, Ben ve O sembolist şiirlerine, Fahriye Abla, Elif, Ağrı, Serenad, Olvido romantik şiirlerine, Sonbahar, Kar, Denizi Özleyen Çocuklar, Bahar Gökleri empresyonist şiirlerine örnek olarak verebiliriz. Çok dile getirilmese de özellikle Olvido, Serenad, Bahar Şarkısı, Hatıra aşk şiirleridir. Dıranas’a göre aşk hayatı, dünyayı ve eşyayı güzelleştirir. Aşk gidince geriye hatıra düzleminde acılar, kederler, pişmanlıklar kalır. “Şiirler” kitabının girişinde kendi şiirini şöyle tanımlar “Ben yaşantımı şiire, şiirimi de bu sevgiye verdim.” İnsan bir yaşamı şiire adıyorsa, yaşamı da şiirdir onun. Aşkı şiir, hüznü şiir, sevinci şiir, yalnızlığı şiirdir… ve böyle bir ruh elbette salt estetiktir, güzelliktir. Dolayısıyla, insanın durumlarını, ruh hallerini anlatan en güzel şiirler onun kaleminden mısralara dökülmüştür ve Olvido buna en güzel örneklerden biridir “Hoyrattır bu akşamüstleri daima / Gün saltanatıyla gitti mi bir defa / Yalnızlığımızla doldurup her yeri/ Bir renk çığlığı içinde bahçemizden / Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan / Lavanta çiçeği kokan kederleri … Ya sen! Ey sen! esen dallar arasından / Bir parıltı gibi görünüp kaybolan / Ne istersin benden akşam saatinde / Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın / Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın/ Hatıraların bu uyanma vaktinde / Sensin hep sen, esen dallar arasından.”… Bazı şiirler vardır ki, şairinin önüne geçer. Ahmet Muhip Dıranas adını bilmeyenler elbet vardır ama Fahriye Abla’yı tanımayan yoktur demek abartılı bir yaklaşım olmasa gerek. Fahriye Abla’nın bu popülerliği şairini bile kıskandıracak düzeye gelmiştir. Dıranas’a bu şiirle ilgili fikri sorulduğunda, ” Kanatlanan şiirler beni aşıyor. Fahriye Abla beni aşmış bir şiirdir. Beni aştığı için de ona biraz hınçlıyım,” der. Neydi Fahriye Abla’daki büyü? Güzel bir “komşu abla” yı anlatırken soğuk bir realizmi dışlayıp, romantizmin ılık sularında, bir çocuk masumiyetiyle yazılması mıydı? Yoksa uzaktan uzağa sevilen bir kadının bir dil musikisi içinde içselleştirilmesi miydi? “Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar / Kapanırdı daha gün batmadan kapılar. / Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden / Hayalimdeki tek çizgi bir sen kalmışsın, sen! / Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen / Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla / Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!” … “Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı, / Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı / İçini gıcıklardı bütün erkeklerin / Altın bileziklerle dolu bileklerin. / Açılırdı kısa eteklerin / Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla / Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla.” … 1935 yılında Varlık dergisinde yayınlanan bu şiir, Yavuz Turgul tarafından 1984 de beyaz perdeye uyarlanmış ve Müjde Ar tarafından canlandırılmıştır. Dıranas, şiirini oluştururken Fransız şiirinden, Halk ve Divan şiirinden etkilenir. İnsan sevgisi, merhamet ve dostluk gibi duyguları şiirine taşır. Şiirlerinde hakim olan tema insan ve doğadır. İçinde var olan insan sevgisi evrensel çizgide hümanist bir tavra dönüşür. Bu hümanist tavır elbette şiire de yansıyacaktır “Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,/ Ama şiirlerimle seni doyuramam ki; Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,/ Daha ötelerine, daha… buyuramam ki. İnsanı insan diye sevmişim, hep severim;/Ve onu tanrılara karşı bile överim. Ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim /Var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki.” … Dıranas, geceyi sever, mavi gökyüzüne hayrandır, dağları anlatır, bulutlara imrenir, ay ışığına aşıktır… Dıranas doğadır, gecedir, aşktır, romantizmdir. Ve her şairin olduğu kadar tepeden tırnağa hüzündür… Batan güneşin hüznünü, lavanta kokan kederleri, dünyanın büyük yalnızlığını anlatır bize. Ve hepimiz, Yağmur şiirinde olduğu gibi bir hüzne kapılırız her sonbahar, nedense… “Ekseri sonbahar gecelerinde / Sızarken camlardan ince bir yağmur Düşünürüz, her şey yerli yerinde / Ama gözlerimiz niçin doludur?” TANITIM Özşiircidir. Mükemmeli arar. Bu yüzden altmış yıllık şiir hayatında yazdığı şiirler sınırlıdır. Serbest söyleyişten, duraksız hece vezninden örnekler yazar. “Sanatı bir iç düzen meselesi” olarak benimseyen Ahmet Muhip geleneğe bağlıdır, kişiselliği de önemser. 1974’te Şiirler kitabını yayınlar. Bunlarda insan ve tabiat ana temadır. Bu iki tema birlikte işlenir çoğu eserindeKar, Ağrı, Selam, Masal, Fahriye Abla,Gece, Elif. Elif, Anadolu’daki bereket tanrıçası Kibele’yi çağrıştırır. Mitoloji öğelerini başarıyla kullanır. Soyadını da Sinop’un ünlü dağından almıştır. ŞİİRLER ELİF Elif kara taştan bir köyde yaşıyor, Bir damın sazı, bir ocağın ateşi; Her akşam kanlarla batan bir güneşi Başında ağır bir taç gibi taşıyor. Süt emmiş Elit en eski destanlardan, Masalların altın beşiğinde uyumuş; Elif bir mağrada geçmiş zamanlardan Uğrun uğrun esen ninniyle büyümüş. Ne kadar güzelsin Elif, dağın kızı! Derin ıssızlığın kokusuz çiçeği! Ey, sevincinde bir büyük geleceği Muştulayan içki, bin yılın kımızı! Elbet bir ömre tek sözüdür kaderin; Ağrı’nın ak şafağı söken alnında Mutlu kıyıları kayıp cennetlerin, Elif! Sonsuza gebe kız, tek tanrıça! KAR Kardır yağan üstümüze geceden Yağmurlu, karanlık bir düşünceden, Ormanın uğultusuyla birlikte Ve dörtnala, dümdüz mavilikte Kar yağıyor üstümüze, inceden. Sesin nerde kaldı, her günkü sesin, Unutulmuş güzel şarkılar için Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan, Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu’dan Sesin nerde kaldı? Kar içindesin! Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam! Uyandırmayın beni, uyanamam. Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına, Allah aşkına, gök, deniz aşkına Yağsın kar üstümüze buram buram… Buğulandıkça yüzü her aynanın Beyaz dokusunda bu saf rüyanın Göğe uzanır –tek, tenha- bir kamış Sırf unutmak için, unutmak ey kış! Büyük yalnızlığını dünyanın. Ahmet Muhip DIRANAS 1908-1980 Şair, oyun, makale yazarı. Sinop’ludur. Çocukluğu doğal güzellikli köyünde ve 1918 sonrasında yoksunluklar yaşayan İstanbul’da geçti. Gençlik yıllarını Ankara’da Cebeci’de yaşar. Yayımlanan ilk şiiri veremden ölen dayısı için yazdığı bir Faruk Nafiz ile Ahmet Hamdi’nin öğrencisidir. Yazdığı bir şiirini önce Faruk Nafiz’e sonra Ahmet Hamdi’ye okur. Ünlü şair beğenmez, ise takdir eder ve Baudelaire’in Elem Çiçekleri’ni armağan eder. Ankara Hukuk Fakültesi’nde iki yıl oyalanır, İstanbul edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne geçer. Memurluklarda çalışır, dergilerde eserleri yayınlanır. 1938’de Ankara’ya döner, CHP’nin Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları’nı yönetir. Askerliğini yaptığı Ağrı’da Ağrı şiiri ile Gölgeler tiyatrosunu yazar. 1946’dan sonra Çocuk Esirgeme Kurumu, İş Bankası ve AnadoluAjansı’da yöneticilik yapar. Ankara’da ölür, Sinop’a gömülür. Simgeci analayışa yakın şiirler yazan şair yerli ile evrenselliği birleştirir. Tabiat ve insan her şiirinde görünür. Şiir Şiirler, Kırık Saz seçme şiirlerini aynı biçimle günümüz diliyle yeniden yazma. Oyun Gölgeler, O Böyle İstemezdi, Çıkmaz. Düzyazı Yazılar. KAYNAKÇA Mustafa KIRCI, Ahmet Muhip Dıranas, Akçağ 1997. 2. Bilge ERCİLASUN, Ahmet Muhip Dıranas, 1996. 3. Mehmet KAPLAN, Şiir Tahlilleri 2, Dergah, 1996. 10292

mektup şiiri ahmet muhip dıranas