🦪 Hani Bir Deprem Olur Ya

türkiye'de 8 şiddetinde deprem olacak. çanakkale depremini bilen ünlü deprem kahininden korkutan uyarı. eğer bu deprem istanbul'da olursa hasar korkunç olur. bırakın sağlam kalacak binayı, cesetler enkaz altından bile çıkarılamaz çoğu yerde ve çürüyen cesetler salgın hastalıklara ve haşare istilasına neden olur. ancak 4H6qHE. Rusya lideri Vladimir Putin ile Soçi'de gerçekleştirdiği dört saatlik kritik görüşme sonrasında tüm dünyanın konuştuğu Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Gebze Bilişim Vadisi’nde düzenlenen, Teknoloji ve Sanayinin Merkezi Kocaeli’ye Değer Katanlar Ödül Töreni’ne katıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hem Karabağ hem de Ukrayna'da savaşın gidişatını değiştiren Türk SİHA'larıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu ve şu ifadeleri kullandı"ŞİMDİ HERKES SİHA İSTİYOR"Bugün dünyada insansız hava araçları denilince akla ilk Türk SİHA’ları geliyor. Önce İHA ile başladı, ardından SİHA, şimdi Akıncı. Ben Sayın Bush Amerika'da başkan iken kendisiyle bir ziyarette henüz başaklan olmamıştım ama seçimi kazanan bir partinin başkanıydım. Ve Amerika'ya yaptığım ziyarette Sayın Bush ile bir konuyu ele aldık. Dedim ki, 'Hani terör ile mücadelede bize gerekli destekleri verecektiniz. İHA'lar verecektiniz, SİHA'lar verecektiniz 'Bunlar verilmiyor mu?' dedi. 'Evet, verilmiyor' dedim. 'Türkiye'ye bunlar verilecekti, niçin verilmiyor? Hemen bu işi halledeceksiniz' dediler ve bize o zamanın şartlarında 24-48 saat ile İHA'ları verdiler. Ama ondan sonra tabii hemen çekip alıyor. Allah rahmet eylesin, Özdemir Bey bizim bu halimizi görünce çocuklarıyla beraber masaya oturdular ve o gün bir adım attılar. Süratle ilk adım İHA'nın üretimiydi. İHA'nın üretimini gerçekleştirdiler, ardından SİHA'nın üretimi gerçekleşti. Ve en son Akıncı'nın üretimi gerçekleşti. Türkiye bu alanda sıraya girenlerin olduğu bir ülke konumuna geldi. Şimdi herkes İHA istiyor, SİHA istiyor, Akıncı istiyor. Mesele buydu, bunu başarmaktı. Dün işte Sayın Putin ile bunları konuştuk. Tahran'da yine konuşmuştuk. Şimdi bizimle bu alanlarla da ortak yatırımlara girmek isteyen dünyadaki süper güçler var. Güçlü olursan bunlar oluyor, olmadığınız sürece bunlar olmuyor."BAYRAKTAR HALK ŞARKILARINA İLHAM VERDİ"Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Şimdi herkes İHA istiyor, SİHA istiyor, Akıncı istiyor" diyerek süper güçlerin Türkiye'den satın almak için sıraya girdiklerini ifade ettiği Bayraktar TB2, bugün yine dünyada manşetleri süsledi. İngiliz Daily Mail gazetesi, Türk SİHA'larının Ukrayna'da popüler halk şarkılarına ilham verdiğini ve bunun sık görülecek bir hadise olmadığını yazdı ve "Bayraktar TB-2'nin çekiciliğini küçümsemek mümkün değil" ifadelerini ROLRusya'nın Ukrayna'yı işgalinden bu yana, Türk insansız hava aracının, Ukraynalılar için savaşın en önemli güçlerinden biri olduğunun kaleme alındığı haberde, Bayraktar'ın on helikopter, on üç karadan havaya füze sistemi, yedi zırhlı araç, yirmi yedi diğer araç da dahil olmak üzere şaşırtıcı miktarda Rus ekipmanının yanı sıra, altı donanma gemisi, komuta noktaları ve yakıt depoları gibi çok sayıda başka hedefi yok ettiği ifade edildi. İngiltere merkezli Daily Mail gazetesindeki haberde, şu ifadelere yer verildiBAYRAKTAR SAYESİNDE ERKEN ZAFERBayraktarlar, Rusya ile olan ihtilafın ilk günlerinde Kiev'i Putin'in erişiminden uzak tutmaya yardımcı olarak hayati bir rol üstlendi. Savaş başladıktan birkaç gün sonra oyundaydılar. Herkesin bildiği gibi, Rus akaryakıt kamyonlarını imha etmek için gönderilerek, Ukrayna'nın başkentine doğru ilerleyen bir mil uzunluğundaki askeri konvoyu oluşturan tankları çalışmaz hale getirdiler. Yol kenarına bırakılan kuşatılmış Rus zırhlı araçlarının görüntüleri, Ukrayna için büyük önem taşıyan propaganda savaşında erken bir zaferdi."PUTİN ELBETTE BAYRAKTAR İSTİYOR"Haberde ayrıca, Bayraktar TB2'nin, konvansiyonel hava savunma sistemlerine neredeyse görünmez oldukları hatırlatıldı ve Rusya tarafından geliştirilen S-300'lerden kaçabildikleri vurgulandı. 2020 yılındaki Dağlık Karabağ savaşında, Türk İHA'larının sadece S-300'lerden kaçınmakla kalmayıp daha sonra onları da yok ettiği ifade edildi. Haberde, "Putin'in elbette Bayraktar'a sahip olmak isteyeceği ve bunun şaşırtıcı olmadığı" da ifade ABD'NİN EN BÜYÜK RAKİBİAnkara, elbette üretici Türk havacılık firması Baykar'ın değerini kanıtladığı için çok mutlu. Geçen yıl, Türk silah ve havacılık ihracatı 3,2 milyar dolar ile yeni bir rekora ulaştı ve ve drone'lar bu başarı öyküsünün hızla büyüyen bir parçası. 2016'dan bu yana, Baykar'ın İHA'ları bir düzineden fazla ülkeye satıldı. Türk yapımı insansız hava araçları, Kuzey Afrika'dan Kafkasya'ya kadar diğer aktif savaş senaryolarında o kadar etkili oldu ki, artık endüstri lideri ABD'nin en büyük rakibi olarak güdümlü silahlar kullanarak hassas saldırılar gerçekleştirmeden önce, araziyi keşfedip hedefleri belirlediği için Putin'in güçlerine karşı savaşta hayati bir öneme sahip olduğu ifade edilen Bayraktar, Almanya'da da haberlere konu oldu. Alman haber kanalı N-TV'de, "Moskova, Türk insansız hava araçlarının ne yaptığını gördü" başlıklı haberde Türk SİHA'larının başarısına değinildi. N-TV muhabiri Rainer Munz'un, Soçi'deki Erdoğan-Putin zirvesini gözlemledikten sonra yaptığı haberde, "Türk yapımı savaş uçakları Ukrayna savaşında zaten kullanılıyor, ancak şimdiye kadar sadece Rus ordusuna karşı kullanılmıştı. Şimdiyse Rusya lideri Putin, görünüşe göre bu tür İHA'ları Erdoğan'dam satın almak istiyor" ERDOĞAN'A YARI ŞAKA YARI CİDDİ SİHA TEKLİFİSoçi'deki dört saatlik Erdoğan-Putin zirvesinde, resmi olarak açıklanmış olsa da iki liderin Türk SİHA'ları üzerine konuşmuş olabileceği yorumlarında bulunuluyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki görüşmenin ardından Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov açıklamada bulunmuş ve daha önce sıkça gündeme gelen Bayraktar TB2'nin Rusya'da üretilmesi ve satın alınması konusuyla ilgili liderlerin bir görüşme yapıp yapmadığı sorusuna sadece "Hayır" diyerek karşılık Sözcüsü İbrahim Kalın ise, bir hafta önce, katıldığı bir televizyon programında "Rusya'nın Türkiye'ye ortak SİHA anlaşması teklifi oldu mu?" sorusuna dikkat çeken bir yanıt vermişti. Sözcü Kalın, şu ifadeleri kullanmıştıAslında biraz yarı şaka yarı ciddi Sayın Putin, 'Ukrayna'ya SİHA veriyorsunuz bize de versenize biz de almak isteriz Bayraktarları.' dedi. Cumhurbaşkanımız da tebessüm etti. Olur liderler arasında bu tür konuşmalar. Orada tebessüm etti, 'Bakabiliriz, konuşabiliriz,' gibisinden öyle bir taahhüt falan söz konusu değil. Sayın Putin de orada bizim pozisyonumuzun farkında. Biz Rusya'ya ambargo uygulamıyoruz. İlişkilerimizi devam ettiriyoruz. Öbür tarafta Ukrayna'nın nefsi müdafaa hakkını da tanıyoruz. O manada da Ukrayna'ya destek olmaya devam ediyoruz ama bunu biz savaşı tahrik etmek, kışkırtmak, uzatmak için değil, tam tersine sonlandırmak için yapıyoruz. 1815 Son Güncelleme 1816 Haber Kaynağı DHA İstanbul'da Kartal'da meydana gelen büyüklüğündeki depremi Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, Demirören Haber Ajansı'na DHA değerlendirdi "Kuzey Anadolu kırığı üzerinde değil" diyen Ercan, “İstanbul'u etkileyecek olan deprem büyük ya da küçük, Kuzey Anadolu kırığı üzerinde olacak. Bizim deprem beklediğimiz Kuzey Anadolu kırığı da Anadolu Yakası'nın önünden geçmiyor, Avrupa Yakası'nın önünden geçiyor. Deprem beklediğimiz yer Sivriada ile Küçükçekmece arasında, büyüklüğü Bir de Silivri'de bekliyoruz büyüklüğü Bu ikincil bir kırık üzerinde oluştu. İstanbul'da kırık olmayan hiçbir yer ve deniz içinde de hiçbir yer yok yani. Her yerden kırık geçiyor. Biz jeofizikçilerin bir yere deprem üreten yer dememiz için oranın son 1 milyon yılda yıkıcı bir deprem yapmış olması gerekiyor. Bu depremi ilk defa duyduğumuz zaman 'bu bir taş ocağı patlaması dahi olabilir' diye düşündüm. Deprem 'İstanbul'un içinde büyüklüğü 4'ten daha küçük' diye düşünmüştüm. Biz buna 4'ten daha küçük olduğu için 'deprem' demiyoruz, 'depremcik' diyoruz" dedi. “ARKASINDAN BÜYÜK DEPREM GELMEYECEK" Ercan, “İstanbulluların en büyük kaygısı 'bunun arkasından daha büyük bir deprem gelecek mi' olacak. Hayır, gelmeyecek, bu oldu, bitti. Bu bir ana kırık üzerinde olmadığı için daha büyük bir deprem beklemiyoruz. Kartal'da ve Ümraniye'de o kadar çok kırık var ki, iki tane Türkiye'nin saygın kuruluşu bir tanesi Kandilli, bir tanesi de AFAD olmak üzere depremin yerini bile tam olarak bildiremediler. Depremin yeri çok büyük değilse, biz bunun hangi kırık olduğunu nereden bilelim? Çünkü ikisi arasındaki kestirimlerde yaklaşık 35 kilometrelik bir ayrılık var. Hangisi doğru? Bu tür yanılgılı konum belirlemeler olur. Ama bildiğimiz tek bir doğru var ki; Anadolu Yakası'nda olmuştur ve karasında olmuştur, denizin içinde de olmamıştır" diye konuştu. “GÜÇLÜ BİR TAŞ OCAĞI PATLAMASI BİLE BU BÜYÜKLÜKTE BİR DEPREMCİK YARATABİLİR" Ahmet Ercan, depremin derinliği konusunda, “Bu deprem o derinlikte olmaz. Genellikle benim beklediğim 3 ile 5 kilometre derinliktedir, sığ bir depremdir, o nedenle geniş bir çerçevede duyulmuştur. Gelip geçmiştir, P ve S dalgaları aynı anda gelmiştir. Güçlü bir taş ocağı patlaması bile bu büyüklükte bir depremcik yaratabilir" diye konuştu. “2007'DEN SONRA YAPILAN YAPILARIN HEPSİ GÜVENLİDİR" Ercan, İstanbul'daki mega yapıların şehrin topografyasına etkisi konusunda ise “Özellikle büyük yapılar için yerden kaldırılan toprağın ağırlığı üstüne binen yapının ağırlığından çok daha fazladır. O nedenle hiçbir çekincesi yok. Kaldı ki biz çok muhteşem bir deprem yönetmeliği çıkardık 2007 yılında. Bu gerçekten dünya çapında en başarılı deprem yönetmeliklerinden bir tanesidir. Hani hep Japonya'ya bir düşkünlüğümüz vardır, biz onlar kadar ve onlardan daha iyi bir deprem yönetmeliği çıkardık. Önemli olan bunu uygulamak. 2007'de sonra yapılan yapıların hepsi denetleniyor, arada kaçak göçek olabilir ama 2007'den sonra yapılan yapıların hepsi güvenlidir" şeklinde konuştu. Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür Habertürk TV'de açıklamalarda bulundu. Moderatörlüğünü Kübra yaptığı programda gazeteci Nagehan Alçı ve İsmail Saymaz'ın sorularını yanıtlayan Prof. Görür, depremin en çok hasara yol açtığı Bayraklı ilçesi ile ilgili olarak şöyle konuştu Özellikle Bayraklı bir delta çökellerinin olduğu bir yer. Tarım arazisi diyebilirsin. Buradaki zemin en kötü, onu diyelim. Gediz akarsuyu buradan denize dökülüyor, çok yakınından. Akarsu döküldüğü zaman delta yapar. Buradaki çökeller iyi çimentolanmamış, sertleşmemiş, kaya-zemin niteliğinde olmayan, içinde suyu bol, kum, çakıldan meydana gelmiş. Böyle zemine deprem dalgaları girdiği zaman burada çok oyalanır, özü yavaşlar, buradan çıkmak istemez, salladıkça sallar burayı. En büyük yer ivmesi de burada çok fazladır, titreşimi inanılmaz fazla olur. Kayalı zeminde çok az titrer ve geçer gider. Ama bu zeminde gitmez. Hep o örneği veriyorum, kapana kısılmış fare gibi, oyalanır durur. Burada depremin etkisini kat be kat büyütür. Yer kıtlığı var, burada yapacağım diyorsanız o zaman 1 lira ile malolacak binayı burada 50 liraya mal edecekseniz buyurun yapın. Şu anda hasarın ne olduğunu bilmiyorum. Yüksek binanın salınımı fazla olur. Bunlar sağlam zemine kazıklar içinde ulaşmışlarlarsa veya o zemini ıslah edilmişse sağlam olabilir. İzmir'de deprem beklediğimiz öncelikle fay değil burası. İzmir fayındaki deprem olsaydı bunların çoğu giderdi. Bu 70 kilometre uzaktan yaptığı depremin etkisidir. Deprem esnasında nasıl davranılması gerektiğine dair bilgiler veren Prof. Görür şunları söyledi Eğer zemin kattaysanız deprem başladığında kolaylıkla dışarı çıkabileceğinizi düşünüyorsanız, dışarı çıkmayı deneyebilirsiniz, tabii binalardan uzak bir yere gitmeniz gerekir. Üst kattaysanız merdivenleri, asansörü kullanmak suretiyle dışarıya kaçmaya çalışmak yapabileceğiniz en büyük yanlışlardan biridir. Binaların en zayıf noktalardan biri merdivenlerderdir. Merdivenleri asla kullanmayacaksınız depremin olduğu sırada, aynı şekilde asansörü de. Bir de hazırlıksız yakalanmayacaksınız. Amaç şu; sizin önceden söyleneni anlayabilir yaştaki çocuklarınızla birlikte bir deprem planlaması ve tatbikatının olması lazım. Bunun zaman zaman aile içinde yapılıyor olması lazım. Deprem başladığı zaman dairenin içerisinde nerede toplanacağız. Hepimiz şurada toplanacağız diyeceğiz. En iyi yer, hayat üçgeninin oluşabileceği oluşabileceği yerlerdir. Sağlam bir masa olsa, deprem sırasında çocuklar gelip masanın altına değil, önünde sağlam bir masa ise başınızı tutup cenin pozisyonu yapabilirsiniz. Prof. Görür'ün konuşmalarından öne çıkan başlıklar şöyle "SADECE YAPANDAN DEĞİL İZİN VERENDEN DE HESAP SORULMALI" Bu binaların olduğu yerdeki zemini biliyorum. Her şeyen önce bizim Türk Deprem Yönetmeliği'ne göre en kötü zemin tipi var bu binaların olduğu yerde. Şu anda yıkım olduğu yer için konuşuyorum. Körfezin kuzey kısımları ve güneyde de deniz kıyısına denk gelen yerler için de geçerli. Bu zeminlerin özelliği; buralarda bina normalde yapmamanız lazım. Hani yer kıtlığı olur, 'orada yapacağım' dersiniz. Ama İzmir yarımadasında orada bina yapmak hataların en büyüğü. Sadece buraya binaları yapan değil, o binaları yaptıran, iskan veren de hesap vermesi gerekiyor. O tür zeminleri ıslah etmeden, güçlendirmeden ve öyle yerlerde ana kayaya inecek kadar binanın temel sistemini kurmadan, bu kazı olur, onları yapmadan yapmamanız gerekir. Böyle bir durumda yapı malzemesi ve tasarımı ön plana almak lazım. Yıkılmayan yerlerde muhtemelen zemin özellikleri gözetilerek belki proje çizilmiştir. Bir diğeri de yapı malzemesi. O zemine, projeye göre uygun yapı malzemese ve işçilik kullanılmıştır. Yıkılan binada ise aynı proje olmasına rağmen yapı malzemesi daha ucuz seçilmiş olabilir, güzel bir tabir değil ama malzemeden çalınmış olabilir. Demirinden, çimentosundan kâr edilmiş. olabilir. "DEPREM BÖYLE YERLERDE KAPANA SIKIŞMIŞ FARE GİBİ DAVRANIR" Özellikle Bayraklı bir delta çökellerinin olduğu bir yer. Tarım arazisi diyebilirsin. Buradaki zemin en kötü, onu diyelim. Gediz akarsuyu buradan denize dökülüyor, çok yakınından. Akarsu döküldüğü zaman delta yapar. Buradaki çökeller iyi çimentolanmamış, sertleşmemiş, kaya-zemin niteliğinde olmayan, içinde suyu bol, kum, çakıldan meydana gelmiş. Böyle zemine deprem dalgaları girdiği zaman burada çok oyalanır, özü yavaşlar, buradan çıkmak istemez, salladıkça sallar burayı. En büyük yer ivmesi de burada çok fazladır, titreşimi inanılmaz fazla olur. Kayalı zeminde çok az titrer ve geçer gider. Ama bu zeminde gitmez. Hep o örneği veriyorum, kapana kısılmış fare gibi, oyalanır durur. Burada depremin etkisini kat be kat büyütür. Yer kıtlığı var, burada yapacağım diyorsanız o zaman 1 lira ile malolacak binayı burada 50 liraya mal edecekseniz buyurun yapın. Şu anda hasarın ne olduğunu bilmiyorum. Yüksek binanın salınımı fazla olur. Bunlar sağlam zemine kazıklar içinde ulaşmışlarlarsa veya o zemini ıslah edilmişse sağlam olabilir. İzmir'de deprem beklediğimiz öncelikle fay değil burası. İzmir fayındaki deprem olsaydı bunların çoğu giderdi. Bu 70 kilometre uzaktan yaptığı depremin etkisidir. "EVİNİZDE EN İYİ YER HAYAT ÜÇGENİ OLUŞTURACAĞINIZ YERLERDİR" Eğer zemin kattaysanız deprem başladığında kolaylıkla dışarı çıkabileceğinizi düşünüyorsanız, dışarı çıkmayı deneyebilirsiniz, tabii binalardan uzak bir yere gitmeniz gerekir. Üst kattaysanız merdivenleri, asansörü kullanmak suretiyle dışarıya kaçmaya çalışmak yapabileceğiniz en büyük yanlışlardan biridir. Binaların en zayıf noktalardan biri merdivenlerderdir. Merdivenleri asla kullanmayacaksınız depremin olduğu sırada, aynı şekilde asansörü de. Bir de hazırlıksız yakalanmayacaksınız. Amaç şu; sizin önceden söyleneni anlayabilir yaştaki çocuklarınızla birlikte bir deprem planlaması ve tatbikatının olması lazım. Bunun zaman zaman aile içinde yapılıyor olması lazım. Deprem başladığı zaman dairenin içerisinde nerede toplanacağız. Hepimiz şurada toplanacağız diyeceğiz. En iyi yer, hayat üçgeninin oluşabileceği oluşabileceği yerlerdir. Sağlam bir masa olsa, deprem sırasında çocuklar gelip masanın altına değil, önünde sağlam bir masa ise başınızı tutup cenin pozisyonu yapabilirsiniz. "MASANIN ALTINDA DEĞİL ÖNÜNDE CENİN POZİSYONU ALINMALIDIR" En güzel yer mutfaklarda setin önünde veya buzdolaplarının önünde. Mutfağınız büyükse, sağlam mutfak seti varsa, o tezgahın önüne 3-4 kişilik aile dizilebilir. Hepsi orada olmaz da kimi buzdolabının önünde durabilir. Yukarıdan kırılan kiriş, tavandan gelen bazı şeyler olabilir, buna çarpabilir. Bazılarının hazırlıksız olduğunu durduğu yerlerden anlıyorsunuz bu depremde. Evde eşyaları sabitlemiş olmamız lazım. Yatak odalarında büyük gardrpolarının üzerinize düşmemesi lazım, onların sizin çıkışını engellememesi gerekir. Dolayısıyla bunları duvara rapt etmek lazım. Pencere kenarlarında özellikle durmamanız lazım, çünkü deprem esnasında patlıyor. Caddeye bakan duvarlara çok yakın olmamak lazım. Evde yangın olabilir; deprem biter bitmez doğalgaz, suyu ve elektrik şalterini indirmeniz lazım. Daha sonra emniyetli bir şekilde toplanma yerlerine gidilebilir. Araba içinde iseniz, güvenli bir yere park etmeniz lazım. Kapalı otoparktasınız, deprem başlayınca arabanın içinde durmamanız lazım. Yanında cenin pozisyonunda olabilir. Bunların ailece içselleştirmemiz lazım. "İKLİMİN DAYATTIĞI BİR KÜLTÜR VAR! SİSMİK KÜLTÜRÜMÜZ OLMALI" 2001'de çalışırken Japonya ve Kaliforniya'dan meslektaşlarımızla konuşuyorduk. Japon bilim adamı 'Sizin şehircilikte en büyük zaafiyetiniz binalarınız bütün yükünü altta 4-5 kolon üzerine koymanız yumuşak karnınız' demişti. Dükkan yapabilmek için biz binaları genellikle kolonlar üzerine oturduyoruz. Bu perde betonla doğrudan doğruya kapalı kutu gibi zemin ve alttaki temele kadar gitmeli. Camlı her tarafa açık dükkan olmamalı. Ben inşaatçı değilim. Japon bilim adamının söylediğini aktarıyorum. Binaların kolay yıkılmasını sağlar demişti. Gerçekten bakarsanı bütün yıkımlar oradan oluyor. Bizim sismik kültürümüz olması lazım. Erzurum, Kars gibi yerde camekanlı bir ev yapsanız size gülerler. Çünkü donarsınız. Kapalı, muhkem bir şey yapar. İklim koşulları Erzurum'luya onu dayatmıştır. Erzurumlu nasıl evin yapılacağını bilir. Erzurum'a yapılan evi Adana'ya, Antalya'ya yapın o da olmaz. İklimin milletimize dayattığı bir kültür var. Deprem kültürü bizde gelişmemiş, anlamıyorum. 1939'dan günümüze kadar 100 bine yakın insanı gömmüşüz. Böyle bir kültür gelişmemiş. "İNSANLAR DEMOKRATİK ŞEKİLDE CAN GÜVENLİĞİNİ TALEP ETMELİ" Depreme inanmıyoruz galiba. Konuşuyoruz, korkuyoruz. Bu depremden sonra değişmesini umarım ama. Bir zaman sonra insanlar aynı evlerine giriyorlar, ondan sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarına devam ediyor. Ben kendi halkıma üzülüyorum, gönül koyuyorum. Vatandaş çok şey yapabilir. Ben günlük çözümden bahsetmiyorum. Demokratik ülkede en büyük güç halktır demiyor muyuz? Bütün siyasetçiler, yönetçiler halkın gönlünü almak için çalışmıyor mu? Aynı halk bu acıyı gördükten sonra 1 hafta 10 gün sonra hayatlarına devam etmiyor mu? Merkezi yönetimlerden, yerel yönetimlerden 'can güvenliğimizi istiyoruz' diye demokratik usullerle bir tavır koyamazlar mı? Ellerinde seçim pusulası var. Meydanlarda depremin konuşulduğunu gördünüz mü? Birbirlerine laf atmaktan, bazen de hiç olmayan söz ve davranışlardan başka ne yapılıyor? Neden pankartlarla 'can güvenliğimizi sağlayın' demiyor? Birincisi bu. Elindeki gücü kullanmıyorsun. Bir sürü seçim geçiyor. Mesela niye deprem can güvenliği noktasında bir plan program yapmayan partiden uzak durmuyorsun? Halkın kendini, neslini düşünmesi lazım. Ben halktan şunu beklemiyorum. Halka aile planlamasını yap diyorum. Şunu demiyorum; deprem gelmeden önce evini güvenli hale getir. Bunu dediğiniz zaman ekstrem oluyor. İnsanlar doğru dürüst geçinemiyor. Parası, pulu yok, ne yapsın adam? "VATANDAŞ ARKASINDA DEVLETİ HİSSEDERSE YARATICI ŞEYLE OLABİLİR" Biz kendi yarattığımız sorunları devasa büyüklüğünün korkusuyla adım atmıyoruz. Biz yarattık bunları. Yapılmayacak yerde binalar yaparak, kaçak binalar yaparak, her seçimde katları arttırarak. Bu bizim yarattığımız sorunlar o kadar büyüdü ki, şimdi cesaret edemiyoruz. İnsanların can güvenliğini sağlayacak kentleri, yerleşim alanlarını yapmak birinci derecede devletin sorumluluğundadır. Devlet vatandaşa elini taşın altına sokmasını isteyebilir. Devlet deprem odaklı kentsel dönüşümle bazı enstrümanları bulmak zorundadır. Sözgelimi inşaat sektörünün satışta tıkanması durumda, kredileri sunuyoruz. Ben diyorum ki, bu enstrümanı siz evini güçlendirecek insanlar için de yapabilirsiniz. DASK diye bir şey var. Parayı alıyor, tek taraflı çalışıyor. Neden aldığı parayı deprem güvenli hale getirmek için insanlara kredi olarak vermiyor. Vatandaşı yanına çekeceksin, devletin şefkatini, desteğini, gözetimini, denetimini de vatandaşın arkasına koyacaksın. Vatandaş devleti arkasında hissederse yaratıcı şeyler olabilir. "BANKALAR FİNANS ZEKASINI KENTSEL DÖNÜŞÜNDE KULLANMALIDIR" Bankalar yolda insanı yakalayıp, zorla kredi kartı vermeye çalışıyor. Neden? Faiz alsın diye. Ulusal finans kaynakları özellikle deprem odaklı kentsel dönüşümde vatandaşlara cazip gelebilecek birtakım paketleri açıklasınlar. Ben İngiltere'de 6 sene kaldım. Oradaki arkadaşlarımın kendi evleriydi. Dedikleri '25 sene kira gibi ödüyorum, ama sonunda benim olacak'. Şimdi bankaların finans zekaları neden vatandaşa kentsel dönüşümde, deprem dirençli bina yapmak isteyen vatandaşa, birtakım yollarla, paketlerle bazı programları açıklamaz. "SANAYİYİ MARMARA'DAN ÇOK ANADOLU'YA KAYDIRABİLSEYDİK" Zeminin sınıflaması var. Biz hep iş işten geçtikten sonra nasıl doğruya gideriz diye düşündüğümüz için. Esasen kentlerde bir planlama var. Elbette kent büyüyecektir, nüfus arttıkça. Eğer biz İstanbul'da yapabilseydik, kent büyüdüğü zaman nüfusun yoğunluğunu arttırmamaya dikkat edecektik. 'İstanbul'a giremezsin' demek olmazdı. İstanbul'a sanayiye insanlar gelmesin diye sanayiyi Marmara bölgesinden Anadolu'ya kaydırırdık. Nüfus yoğunluğunun azalması demek bina yoğunluğunun azalması demektir. Bunu yaparsanız deprem riskini düşürmüş olursunuz. Bu kente deprem dalgaları geldiği zaman en fazla hangi bölgelere, hangi zemine zarar verir? Deprem tehlike haritaları vardır. Belediye bakanı 'Şu bölgeye gitmeyeceksiniz' diyecek. "ZEMİN ETÜDLERİ SIĞ SONDAJLARLA GEÇİŞTİRİLEBİLİNİYOR" Herşey en kötü duruma gelmiş. Şimdi çözümü söylerken zorlanıyoruz. İşin başında olsa mikro bölgeleme çalışmasına uygun olarak kent planlamasını yapmış olsaydık bizim sorunumuz olmazdı. Bugün ev alacağın zaman evin özelliklerine bakarsın, zemin etüdlerini istersin. Zemin etüdleri göstermelik sığ sondajlarla geçiştiriliyor. Şu anda daire alacağım dersen, projesini isteyeceksin. O projeye bakacaksın. O ev o projeye uygun yapılmış mı, yapılmamış mı? Yapı malzemesi ve işçiliği projeye uygun mu diye muayene ettireceksin. Belediyelere değil üniversiteye başvuruyorsun. Ciddi akademisyen ekibi geliyor. Önce projenizi istiyor. Binaya bakıyor, proje uygunluğuna bakıyor. Temeli kazıyorlar, sistemine bakıyorlar. Kolon kiriş bağlantılarını biraz çekiçle kırıp, demir yoğunluğuna bakıyorlar. Kolon ve kirişlerden karotlar alıp labaratuvura götürüyorlar. Çimento kalitesini ölçüyorlar. Binanın bütün özelliklerini aldıktan sonra olabilecek deprem büyüklüğünü de, bilgisayar yazılım programı var, komut veriyorlar. Sonra neticeye bakıyorlar. "DAİRE SATIN ALACAK, KİRAYA GELECEK OLAN BU BİLGİLERİ İSTEMELİ" Devlet apartmanlar için kimlik belgesi isteyebilir. Her binanın bir deprem kimlik kartı hazırlanabilir. Bu yine birilerine para kazanç vesile olmamalı. Kimlik kartında binanın temel çatı özellikleri, yani iskeleti özellikleri, zemin özellikleri ve hangi boyutta depreme dayanıklı olup olmadığı o kimlik kartında belli olmalı. Kiraya gelecek insan, daire satın alacak insan ev sahibinden bu kartı istemeli. O kadar çok hikaye var ki, gece uyuyunca rahat uyuması için. Mesela babam temel atılırken inşaatın başındaymış, kayalar kırılamamış. Yine amcam bu binada bir demir kullandı zarar etti gibi. Bunlar rahat uyumak için. "HİÇBİR EV YOKTUR Kİ, DEPREMDE HASAR GÖRMESİN! AMA ÇÖKMESİN" Deprem dalgaları yerin altında havuza taş atılmış gibi yayılıyor. 1999 depreminde ben o zaman maden fakültesi dekanıydım. O zamanın hükümeti bizden çalışma istedi. Bir deprem oldu mu bir ev kalmayacak gibi algılıyor insanlar bu doğru değil. İzmit'te en kötü zeminde ayakta kalan bina sayısı, sefer tası gibi çöken binalardan kat be kat fazlaydı. Bir ev yoktur ki, ciddi bir depremde hasar görmesin. Depremde hasar görsün, yeter ki çökmesin. "HAFİF ÇELİKLE ÇOK RAHAT 4-5 KATLI GÜVENLİ BİNALAR YAPILABİLİR" Beton kalıp sistemi ile evi yapmak lazım. Alt katta isen, perde beton yapmak lazım. O tür binalar görece olarak daha dayanıklı. Ama evinin içinde bir şey olsun dersen, riski de var onun. Çelikten bir kabin oluşturursun. Deprem zamanı onun içine girersin. Ancak orada sıkıntı şu. Havalandırma olmalı, içinde malzemelerin olmalı. O belirli duvara monte edilmeli. Yuvarlanır, ters döner, bu sefer çıkartmak da zor olur. Yeni binalar deprem yönetmeliğine göre uygun yapılır, zemine göre planlanırsa, kabin yapmak yerine yapısal, hafif çelikle bina yapmak büyük ölçüde bu işi çözer. Hafif çelikle gökdelenler yapamıyorsun ama 4-5 katlı evleri çok rahat yapabiliyorsun. O binalar insan öldürmüyor. O yapılabilir, çok da hızlı yapılabilir. Maliyeti beton binalar gibi. Beton yapıyorsan, çalmadan, çırpmadan, etüdüyle yaparsın. "DÜNYADA DA DEPREMİN İLK GÜNÜ FARKLILIKLAR OLABİLİYOR" Ben doğru olduğunu düşünüyorum. depremle arasında önemli bir enerji farkı, büyüklük farkı var. Ben bunun olduğunu düşünüyorum. Bütün uluslararası deprem enstitüleri de ve 7 gibi. AFAD çok güzide bir kuruluşumuz. Özellikle afet döneminde harikalar yaratıyor. Uluslararası şöhreti olan bir kuruluş. Ancak AFAD araştırma kuruluşu değil, Kızılay gibi afeti yönetiyor, yardıma koşuyor. Orada da çok değerli yer bilimciler var. Akademik bir kuruluş değil. Bence Kandilli'yi göz önüne almak lazım. Depremin olduğu yere yakın, onu çevreleyecek şekilde, sismograflarınız, istasyonlarınız varsa hata yapma imkanınız azalıyor. Ne kadar yoğun ve yaygın istasyonlarınız varsa çok değişik veriler aldığı için lokasyonu doğru koyuyorsunuz. Bazı depremler var ki, kimi özellikleri nedeniyle aletlerin ölçüm kapasitesi dışına çıktığı için saçmalayabiliyor. Dünyanın birçok yerlerinde depremin ilk günü farklılıklar oluyor. "ÖZELLİKLE TUZLA VE SEFERHİSAR FAYINDA STRES ARTIŞI OLABİLİR" Tetikleme meselesini ben söyledim. Bana kızanlar oldu. Söylediklerimin arkasındayım. Bir sefer bu deprem bizim beklediğimiz deprem değil. Bizim beklediğimiz deprem İzmir'i ciddi etkileyecek olan deprem İzmir yarımadasının üzerinde olan fay hatlarının bazılarının oluşturacağı deprem. Bu deprem İzmir'in burnunun dibinde olduğu için, kim ne derse desin İzmir yarımadasındaki faylar üzerinde muhakkak, belli ölçülerde etkisi olmuştur ve kimi faylar daha hassas hale gelmiştir. Bunu kabul etmeyen adamın jeolijiyi yeterince algılamadığını düşünüyorum. Aynı zonda olması gerekmiyor. Sismolojik, jeolojik bir kaide. Herhangi bir fay üzerinde belirli büyüklükte deprem olduğu takdirde o faydan açığa çıkacak olan enerjinin önemli bir kısmı, o faya komşu olan ve özellikle o fayla geometrik ilişkide bulunan her fayda stres değişimine neden olur. Stres değişimi de o fayın deprem üretme kapasitesinde değişikliğe neden olur. Kesinlikle karada olacak fayda üzerinde. Kimi faylarda stres azalamı olmuş olabilir, ama büyük ölçüde İzmir yarımadasındaki faylarda, özellikle Tuzla ve Seferihisar fayında bu stres alanında artış olmuş olabilir. "BU DEPREM İZMİR DEPREM PERİYODUNU ÖNE ÇEKEBİLİR" Önce şunu anlayayım, doğru olan şudur, 7'ye yakın büyüklükte bir deprem, İzmir'in hemen güneyinde olmuşsa o fayda boşalan enerji, stres, önemli bir kısmı da o fayın çevresindeki komşu faylara, özellikle de geometrik ilişkili faylarda muhakkak stres değişimine neden olur ve tetikler. Kimisinde deprem yapma potansiyelini arttırır, deprem olma periyodunu öne çekebilir veya çekmeyebilir. "FAYLARIN DEPREM OLUŞTURMA, TEKERRÜR PERİYOTLARI ÇOK ÖNEMLİ" 9 Eylül Üniversitesi'nde değerli bir arkadaşımız var. Hasan Sözbilir ve ekibi bu İzmir'i, yarımadayı kesen faylar üzerinde ayrıntılı çalışma yürütüyorlar. Bu çalışmaların en önemlisi de eski ve tarihi depremleri inceleyerek o fayların deprem oluşturma, tekerrür periyodunu bulmaya çalışıyorlar. Henüz tarihlendirmemişler. Mikro depremlerle, artçı depremlerle zamanla ortaya çıkabilir. Bu faylar İzmir'i çok ciddi etkiler. Batıdan doğuya doğru, diyelim Çeşme fayı. Doğuya geliyorsun Gülbahçe sanıyorum, yanlış söylemiyorsam, Seferihisar, Tuzla fayı. Gümüldür fayı. İzmir'in fay jeolojisi çok karmaşık. İki ana deprem kaynağı var. Biri kuzeyde olan Gediz grabenin güney sınırı. Neredeyse İzmir fayı. Hatay'ın Dörtyol ilçesinde saat yerin kilometre derinliğinde büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Kandilli Rasathanesi’ne göre ise, deprem yerin 5 kilometre derinliğinde ve büyüklüğünde DEPREMLERYaşanan depremlerin saatini ve büyüklüğünü anlık olarak takip etmek mümkün. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi BDTİM tarafından kaydedilen depremlere aşağıdaki linkten DAKİKA SON DEPREMLER İÇİN TIKLAYINIZAFAD SON DEPREMLERDOĞU ANADOLU FAY SİSTEMİKarlıova-Antakya arasında değişik özellikte olan birbirlerini tamamlayan birçok sol yönlü doğrultu atımlı faydan oluşan zon, Doğu Anadolu Fay Sistemi olarak adlandırılmıştır Arpat ve Şaroğlu 1972. Fay sistemi özellikle, 21 Mayıs 1971 tarhinde Bingöl ve yöresini etkileyen, birçok can ve mal kaybına neden olan depremle dikkati çekmiştir. DAFS'nun Kahramanmaraş'tan sonraki devamı tartışmalıdır. Arpat ve Şaroğlu 1972, 1975, fayın Karlova'dan başlayıp Bingöl, Palu, Hazar Gölü, Sincik, Çelikhan ve Gölbaşı'ndan geçerek yön değiştirdiğini, Hatay grabenini oluşturan faylarla devam ettiğini ve Ölüdeniz fayına birleştiğini belirtmektedir. Buna karşılık diğer bazı arştırmacılar McKenzie 1972, 1975, Alptekin 1978, Şengör 1980, Hatay grabenini oluşturan fayları Ölüdeniz fayı ile birleştirirken, bu sistemi DAFS'den ayırmışlardır. McKenzie 1975, DAFZ'nun Ölüdeniz fayından farklı oduğunu, Adana-Misis dağlarına ulaşarak bindirme bileşenli karakter kazandığını, burada bindirme bileşeninin olmasının Ölüdeniz fayının hareketinden daha hızlı hareket etmesiyle mümkün olabileceğini savunmaktadır. DAFS'nin oluşum yaşı ve fay boyunca gelişen yanal ötelenme değerleri arasında var olan ilişkiler, fayın yıllık kayma hızını mm/yıl olarak göstermektedir. Bu kayma hızı özellikle DAFS'nin Karlıova-Sincik arasındaki bölümü için geçerlidir Herece,E.Antakya Hatay Asi Nehri Arası Antakya-Asi Nehri arasında, çok sayıda kademeli birbirine paralel K-G gidişli kırıklardan oluşan bölüm, Antakya-Asi Nehri arası bölüm adı altında incelenmiştir Şaroğlu vd. 1987. Fay, Amik gölü güneyinde, G-K yönde akan Asi nehrinin Antakya yakınlarında önce batıya daha sonra da güneye dönmesine neden olur. Bu kesimde, boyları 4-15 km arasında değişen K-G gidişli birçok kademeli kırık yer alır. Bu kırıkların önemli sayılabilecek eğim atım bileşenleri vardır. İTÜ, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü MAREM Jeoloji-Sedimantoloji Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Sakınç, Marmara'da büyük depremin olacağını belirterek "Ne zaman kırılacak, ne zaman depremin olacağı konusunda çeşitli söylentiler var. Bunlara bakmaksızın deprem olacak büyüklüğü ise, yaklaşık olarak 7,2 ile 7,4 civarında gerçekleşecek" dedi Kaynak İhlas Haber Ajansı Eklenme 20 Eylül 2018 1736 Tekirdağ'ın Süleymanpaşa Belediyesi ana sponsorluğunda gerçekleştirilen 'Marmara Denizi'nin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi MAREM Marmara Environmental Monitoring Projesi'nde konuşan Prof. Dr. Mehmet Sakınç, Marmara Denizi'nde meydana gelecek depremi ele aldı. Sakınç, "Kırılmamış 2 tane Önemli fay hattı var. Bunlardan birisi Tekirdağ açıklarından geçen yani Tekirdağ çukurunda olan bir fay. Bir de Kumburgaz açıklarında ki yani İstanbul'a yakın ve Çınarcık tarafındaki dediğimiz fay tehlikeli bir durumda. Yani bu konuda konuşan birçok arkadaş birçok bilim adamı var" dedi. "7,2 ile 7,4 civarında gerçekleşecek" Depremin tam olarak ne zaman olacağını bilinmediğini belirten Sakınç,"Ne zaman kırılacak, ne zaman depremin olacağı konusunda çeşitli söylentiler var. Bunlara bakmaksızın deprem olacak, büyüklüğü ise yaklaşık olarak 7,2 ile 7,4 civarında gerçekleşecek. İstanbul büyük bir zarar görecektir. Dolayısıyla bu tetikleme söz konusu ki o zaman Tekirdağ ve civarı Tekirdağ şehri Şarköy, Mürefte, Gaziköy Gelibolu sahilleri Çanakkale, bunlardan zarar görecek önemli yerleşim alanları içinde bulunmaktadır. Depremi ne zaman olacak konusu önemli değil, depremden korumanın ve ya depremi en iyi şekilde atlatabilme önemli. Olayların başında halkın bilinçlenmesidir ve aynı zamanda yapılan binalardır. Zaten hani klasik bir laf vardır 'deprem öldürmez bina öldürür' diye depremin ne zaman olacağı konusunda belli değil. Yani uykuda da olur sabahleyin olur şu anda da olabilir veya otobüste olabilirsiniz. Halkın günlük yaşamına bakması ama özellikle yerel yönetimlerin bu bina yapımlarında kontrollerinin son derece dikkatli davranması gerekiyor" açıklamasını yaptı. "Cinayetten başka bir şey değildir" Sahil dolgu alanları hakkında da konuşan Sakınç, olası bir depremde sahil dolgu alanlarının yok olacağını vurgulayarak, "Son olarakta şunu söylemek istiyorum, şimdi Türk halkına baktığımız zaman kuralcılık ve kültür seviyesi düşük bir toplumuz. Böyle şeyler de özellikle de doğa olaylarında ne bileyim bir heyelanda veya bir depremde veya bir sel de daha başka türlü de olabilir bunların halkın bilinçlenmesi için yapılan araştırmaların bir popüler bilim şeklinde halka iletilmesi lazım ki, halk bu konuda bilinçlenmesi gerekiyor. Cinayetten başka bir şey değildir. Böyle bir coğrafyada. Çünkü dolgu alanlarına depremi dik duracağız şey o dolgu alanlarıdır üstüne de hiçbir şey bulunmaz sıvılaşma nedeniyle özellikle üstünde ne varsa hepsi aşağı iner" diye konuştu. Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat ise, "Bundan aşağı yukarı 5 seneye yakın bir süre önce bu şehrin emanetine talip olduğumda, ben de seçim vaatleri başına insanın en temel hakkı yaşamı koydum. Onun için bu deprem konusunda adım atmamız lazım 1. maddeye koydum. Şimdi şöyle bir sıkıntı var, doğru bir deprem olacak 250 yılda bir tekrarlanan, bilim adamları tarafından ifade ediliyor. Bunu bilmemiz mümkün değil, ama bu depreme karşı önlem almamız lazım. Bunun temeli yapılan binaların doğru yapılmasıdır. Depreme karşı alınabilecek küçük önlemlerle insan yaşamını nasıl kurtarabileceğimizi çocuklarımıza, insanlarımıza öğretmenimiz gerekiyor" dedi. Gerçekleşen toplantıya, Tekirdağ Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat Sevinç-Erdal İnönü Vakfı Başkanı Sevinç İnönü, Sevinç-Erdal İnönü Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Güneş Gürseler, Sevinç-Erdal İnönü Vakfı MAREM Proje Lideri Hidrobiyolog M. Levent Artüz, Sevinç-Erdal İnönü Vakfı MAREM Proje Koordinatörü O. Bülent Artüz, İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü MAREM Jeoloji Sedimantolojisi Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Sakınç, Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü MAREM Kimya Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Bahattin Yalçın katıldı. Youtube'dan takip etmek için tıklayınız Bu Habere Tepkiniz

hani bir deprem olur ya